kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Oryantalizm ve Madam Butterfly Filmleri

Nihal Gürhani

Giriş

Batı neresi, Doğu neresidir? Uzakdoğu ya da Orta doğu nereye göre uzak ve orta doğudur? Batı referansı neresidir? Çin ve Japonya coğrafi olarak Amerika'nın batısında olmasına rağmen neden Uzak Doğu olarak nitelendiriliyorlar?

Bu oldukça garip bölümlemeler ve konumlandırmalar, aslında Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'nın "diğer" yerleri son yüzyıllarda geliştirilen tarihsel, coğrafi, antropolojik bilgiler ve düşünceler, edebi veya sanatsal söylemler ve temsiller ile Batı'dan radikal olarak farklı, daha az uygar, gizemli, egzotik ve fantastik bir mekan olarak değerlendirmelerinin sonucudur.

Şarkiyatçılık, akademik bir çalışma alanıdır. Hıristiyan Batı'da resmi biçimiyle Şarkiyatçılığın 1312'de Viyana'da toplanan kilise şurasının "Paris, Oxford, Bologna, Avignon ve Salamanca" üniversitelerinde "Arapça, Yunanca, İbranice ve Süryanice" kürsülerinin kurulmasını kararlaştırması ile birlikte başladığı kabul edilir.

Şarkiyatçılık genelde jeopolitik bilincin araştırma metinlerine, estetik, iktisat, sosyoloji, tarih, filoloji metinlerine dağılımıdır; yalnızca temel, coğrafi bir ayrımın ("dünya eşit olmayan iki yarımdan, Şark ile Garp'tan oluşur" diyen ayrımın) değil, araştırmaya dayalı buluş, filolojik yeniden yapılandırma, psikolojik çözümleme, manzara betimi ile sosyolojik betimleme gibi araçlarla Şarkiyatçılık tarafından yaratılıp kalıcı kılınan bir "çıkar" öbeğinin de işlenip inceltilmesidir; düpedüz farklı (ya da alternatif, yeni) bir dünyaya yönelik, belirli bir anlama, kimi durumda denetleme, değiştirme, hatta şekillendirme istencinin ya da niyetinin dile getirilişi olmaktan öte, bu istencin, niyetin ta kendisidir; tüm bunların ötesinde, kesinlikle doğal halindeki siyasal iktidarla doğrudan, karşılıklı bir ilişki içinde olmayan, çeşitli iktidar türleriyle gelgitli bir alışverişte üretilip var olan, bir yere kadar, siyasal iktidarla (bir sömürge ya da imparatorluk kuruluşuyla), düşünsel iktidarla (karşılaştırmalı dilbilim ve anatomi ya da modern yönetim bilimlerinden biri gibi egemen bilimlerle), kültürel iktidarla (beğeni, metin, değer görenekleri, ölçütleriyle), ahlaki iktidarla ("bizim" ne yaptığımıza, "onların" ne yapmadığına ya da neleri "bizim" gibi anlayamadıklarına ilişkin fikirlerle) alışverişinde biçimlenen bir söylemdir. Şarkiyatçılık modern siyasal-düşünsel kültürün sadece temsilcisi değil, önemli bir boyutudur ve bu biçimiyle Şark'tan çok "bizim" dünyamızla ilgisi vardır.

Şark, Batı'nın en büyük, en zengin, en eski sömürgelerinin mekanı, uygarlıkları ile dillerinin kaynağı, kültürel rakibi, en derin ve en sık yinelenen "öteki" imgelerinden biridir.

Doğu kültürü üzerine sanki tarafsız ve doğrudan bir biçimde edinilmiş gibi duran bir bilgi anlayışının sözüm ona masumiyetinden uzaklaşamaya çağırarak, söylemde saklı bir arzunun gücünü, bilgiyi ve hakikati üreten söylemin içindeki güç yatırımını görmemizi sağlar: bu yatırım hakimiyetini ya da hegemonyasını, "ötekini" damgalayarak, yani kendinden farklı olanı "öteki" haline getirerek kuran Batılı öznenin üretimidir. Oryantalizm aslında Batı emperyalist öznenin kendini saklayarak kurma yolu ya da söylemidir.

Oryantalizm, stratejisi gereği, her zaman Batılıya ait görece üstünlüğünü hiç yitirmeksizin Doğu ile kurabileceği bir olanaklı ilişkiler dizisi sağlayan konum üstünlüğüne dayanmaktadır.

Daha önceden bahsettiğimiz gibi batı ve doğu kavramlarının, son yüzyıllarda oturtulması sırasında sanatsal temsillerden de faydalanılmıştır. 7nci Sanat sinema ise geride bıraktığımız yüzyılda Batı'nın Doğu görüşü anlatmakta ve vurgulamakta özellikle 1970lerden sonra sık sık kullanılmıştır.

Bu kapsamda, Oryantalizm (Şarkiyatçılık) ve oryantalist kavramlar çerçevesinde Madam Butterfly 1995 Frédéric Mitterrand ve 1993 David Cronenberg versiyonlarının incelenmiştir.

Filmlerdeki oryantalist anlatımı ve örneklerini ele almadan önce filmlerin konusunu kısaca anlatacak olursak;

Filmlerin Özeti

Puccini'nin Madam Butterfly operasının 1995 Frédéric Mitterrand tarafından sinemaya uyarlanan versiyonu:

Müzikal olan Madam Butterfly'de oldukça düz bir anlatım vardır. Nagasaki'de görevli Amerikalı deniz subayı Pinkerton, geyşa Cio Cio San ile yaptığı sözüm ona evlilikle, (bu izdivaç Japon adetlerine göre cereyan eder) hayatına heyecan katar. Kırılgan güzel Cio Cio San'ın bir diğer ismi de Madam Butterfly'dır. Japon yasalarına göre Pinkerton dilediği anda Cio Cio San'ı bırakabilme ya da bir başka geyşa ile ilişkiye girebilme özgürlüğüne sahiptir. Yabancıyla evlendiği için akrabaları tarafından terk edilen Cio Cio San ise Pinkerton'a büyük bir aşkla bağlanır. Günün birinde Pinkerton ülkesi Amerika'ya gider ve Nagasaki'ye dönmez. Terk edilse de aşkından ve Pinkerton'a olan bağlılığından vazgeçmeyen Cio Cio San'ın tek tesellisi oğlu Keder'dir . Ancak Pinkerton oğlunu almak için Amerikalı karısıyla birlikte Nagasaki'ye gelir. Oğlunun geleceği uğruna analık hakkından feragat eden Cio Cio San için artık tek bir seçenek vardır; hayatına kendi elleriyle son vermek…

Puccini'nin operası Doğu ve Batı ilişkilerinin bir özetidir. Batı'nın, Doğu'yu cinselleştirmesi ve cinsel itaatkar olarak değerlendirmesi anlatılır. Doğu, fethetmek ve hükmetmek için hazır bir alandır. Asya kadını, Batı erkeği için bitmez tükenmez cinsel potansiyele sahiptir. Ayrıca Cio Cio San'ın intiharı baskın kültüre sadakatini gösterir.

Vietnam savaşı sonrası proleter-aristokratik ayrımı Doğu ve Batı farklılığı üzerinden işlenmiştir. Madam Butterfly'da çocuğun baba tarafından alınmasıyla Batı Kültürü'nün Doğu'ya olan üstünlüğü ilişkilendirilmiştir. Madam Butterfly, kültürel farklılıkların çarpıştığı, ırklar arası romantizmin popüler bir hayalidir. Erkek ve kadın arasındaki aşk Pinkerton'ın ayrılmasıyla biter, ilişkiyi bitiren erkektir ve Doğu'lu kadın onu bırakıp giden adama sadık kalmıştır. Pinkerton'ın Amerikalı eşiyle gelip, çocuğunu istemesiyle Madam Butterfly en sonunda kendisine ihanet edildiğini anlamıştır. Dramatik gerilim, çocuk üzerinde anne ve babanın taleplerinin çarpışması etrafında döner. Bu gerilim, Madam Butterfly'ın çocuğunu vermesi ve intihar etmesiyle çözüm bulur. Teslim olan doğudur. Fakat yine de Batı vefalıdır, elinden çocuğunu almasına rağmen, Pinkerton belki veda etmek, belki onunla kalmak, belki onu tekrar kurtarmak için Butterfly'ın yanına döner ve Butterfly'ı kanlar içinde görür ve Butterfly Pinkerton'ın kolları arasında can verir.

1993 David CRONENBERG'in farklı bir Madam Butterfly uyarlaması:

David Cronenberg tarafından 1993 yılında çekilen Madam Butterfly filminde ise Fransız diplomat Rene Gallimard'ın 1960'lar Çin'inde opera sanatçısı Song Liling ile yaşadığı dramatik aşk hikayesi anlatılmaktadır. Filmin adını taşıyan Madam Butterfly, filmde Song Liling'in sahnelediği operanın ismidir.

Puccini'nin aldatılmış bir Japon kızının öyküsünü anlattığı Madam Butterfly öyküsü Hwang tarafından kaleme alınırken hayli ters yüz edilmiş, Çinli bir kadın tarafından aldatılıp intihara karar kılmış bir Batılı erkeğin öyküsüne dönüşmüştür.

M.Butterfly, bildik, yaşanmış bir öyküden daha fazlasıdır; film Butterfly'in öyküsünün ilk bakışta ters yüz edilişi gibi görünse de, her iki filmde aynı oryantalist bakış açısını yansıtır. Hatta Cronenberg'in filminde doğunun dişil ve sahtekar, aldatmaya müsait yönü çok çarpıcı bir şekilde gösterilmektedir ve böylelikle katmerli bir oryantalizm ile karşılaşmaktayız.

Aslında iki film arasındaki en temel fark bence şudur; Puccini'nin operasında Amerikalı bir deniz subayı ile Japon geyşanın aşkı anlatılırken, Cronenberg'in uyarlamasında Fransız diplomat ile Çinli opera sanatçısının aşkı anlatılmıştır. Dolayısı ile Amerikan şarkiyatçılığı ile Fransız şarkiyatçılığına ait nüanslar temsillerde mevcuttur.

Bilindiği gibi Fransa, Amerika'ya kıyasla çok daha köklü ve geleneksel şark anlayışı ve bilgisine sahiptir. Amerika ise daha çok II.Dünya Savaşı'ndan şarkiyatçılık anlayışı kazanmıştır. Fakat bu edinimlerin büyük bir kısmı Fransa ve İngiltere orijinlidir. Bu yüzdendir ki, Amerikan şark anlayışı ve yaklaşımı, geleneksel Fransız şark anlayışı ve yaklaşımının günümüz izdüşümüdür.

Filmlerin Oryantalist Söylemler ve Temsiller Açısından İncelenmesi

Batılıların düşlerini süsleyen egzotik Doğu, tarih boyunca onların kendi doğrularına ayak uydurdukları, hükmettikleri, hor gördükleri uzak ülkeler "öteki" ülkelerdir. Batılı entelektüellerin keşiflerde bulundukları, sanatlarını icra etmek için ilham aldıkları ama olsa olsa onlara hoş esinler vermekle yetinecek topraklardır. Çünkü Doğu Doğu'dur, Batı da Batı... Bilgi ve sanat Batı'nın sandukasında saklıdır, Doğu ise olsa olsa bir yabancılaşmadır, Batı tarafından değiştirilen, hakkında hüküm verilen, yönlendirilen, kurtarılan.

İki Madam Butterfly filmlerinde Doğulu kadınlar Batılı erkeklerin düşlerini süslemektedirler. Batılı erkekler onlara karşı duydukları aşkı ve şehveti sık sık sözlerine ve hareketlerine yansıtmışlardır.

Pinkerton, Madam Butterfly'ına "Sana karşı vahşi bir güdü hissediyorum" demiştir. Gallimard ise Madam Butterfly'ına elbiselerini yırtarcasına şehvetle sarılıyor,
çekiştiriyor.

Doğu'nun hep eli kamalı, her türlü ahlaksızlığa meyyal, şehvet düşkünü insanlardan oluştuğuna inanılır , buraya dair nimetler ise olsa olsa Batılı'nındır. Bu nedenledir ki ilk Dünya Savaşı sonunda dünya topraklarının % 85'i Avrupa'nın sömürgesi durumuna gelir. Doğu'ya dair artık kristalleşmiş öngörülerin başında Doğu'nun egzotizmi, cinsel arzuların tatmin yeri olduğudur.

Oryantalistlere göre şehvet düşkünü her Doğulu kadın bir Batılı erkeği bekler.

İki filmimizde de Madam Butterfly'lar kendilerinden birini değil, Batılı erkekleri seçmişlerdir. Madam Butterfly'lar Batılı bakışı için yaratılmış şark'ı temsil etmektedirler. Doğulu Kadınlar Batılı bir erkeği sevmenin heyecan verici, ona itaat etmenin mutluluk verici bir şey olduğunu filmlerde sıkı sık vurgulamışlardır.

Song Liling – "Batılı bir erkeği sevmenin en heyecan verici yanıdır bu, biliyorum ki sizler kölelerinizin eğitimi ile hiçbir zaman tehdit edilmediniz" derken hem bilginin Batı'nın sandukasında saklı olduğunu vurguluyor hem de Batı'nın efendi oluşunu vurgulamaktadır.

Cio Cio San – "Pinkerton'ın Batılı eşine siz dünyanın en şanslı insanı olmalısınız" diyerek Batılı bir erkeği sevmenin yüceliğini anlatmıştır. Ayrıca Cio Cio San, kendisine evlenme teklifi eden Japon prensini reddeder. Onu 3 yıl önce terk eden Batılı erkeği bekler.

Song Liling bir sahnede Gallimard'a, Madam Butterfly operasını "Bu sizin en büyük fanteziniz değil mi? Beyaz Batılı erkek ve uysal Doğulu kadın…" diye soruyor.

Oryantalizm bir erkekler alemidir, erkeksi gücün yarattığı bir şeydir, politik gücün olduğu kadar cinsel gücün de tüketildiği, yeniden elde edildiği... Doğu, Batı'nın kendini yegane "güçlü" hissettiği yerdir. Doğu kadındır, feminendir, Batı ise maskülen ve hükmedendir.

Filmlerimizde Batı hep erkekler, Doğu ise hep kadınlar tarafından temsil edilmiştir. Doğu'nun adına konuşanlar genelde kadınlardır. Doğulu kadınlar ise her zaman Batılı erkeklerin kölesi olduklarını ifade etmişlerdir.

Burada şu fark dikkat çekicidir: Cio Cio San, Pinkerton'a 100Yen'e satılmış ve pratikte zaten Pinkerton'ın malı olmasına rağmen, Pinkerton'a olan hayranlığından, aşkından, onun için din değiştirdiğinden, artık bir Amerikalı olduğundan sürekli bahseder fakat Song Liling'in kullandığı gibi "Benim güzel efendim, ben senin kölenim" dememektedir. Fakat sürekli olarak Amerika'ya övgüler ve methiyeler dizmektedir öyle ki bir replikte "Amerikan Tanrısı, bizim Tanrılarımızdan daha hızlıdır herhalde" demiştir.

Bu nüansın nedeni, İngiltere ile birlikte şarkiyatçılığın kurucularından ve tavizsiz uygulayıcısı olan Fransızların Şark yaklaşımıdır.

Batılı Kadın filmlerde çok az gösterilir. Örneğin, Gallimard'ın eşi filmde çok az görünür ve Doğu'ya karşı hep alaycı bir tavır sergilemektedir. Gallimard'ın Madam Butterfly operasını izlerken yanındaki Batılı Kadın, Cio Cio San'ın Pinkerton'a olan aşkını büyük bir hata olarak değerlendirmiş ve Pinkerton'un onunla ciddi olmadığını ifade etmiştir.

Puccini'nin operasında da Batılı kadın, subay Pinkerton'ın eşi olarak karşımıza çıkar. Filmin sonunda çok az görünür. Onda da Pinkerton'un çocuğunu almasında destek olan pozisyondadır.

Cronenberg'in Madam Butterfly uyarlamasında da Batılı kadınlar az görülmek ile beraber oryantalist söylem çerçevesinde Batı'yı temsil etmekte imgesel olarak pek kullanılmamıştırlar, yine de film içerisinde Batılı kadın Oryantalist strateji gereği bütün iyi özelliklerin sahibidir ve Doğulu'dan daha görece üstün olarak anlatılmıştır.

Batılı kadın hata yapsa bile bilmeden, istemeyerek yapar. Pinkerton'ın eşi için Butterfly'a, "Sizin hayatınıza, talihsizliğinize bilmeden neden oldu" denilmiştir.

Batılı kadın korumacıdır.
Pinkerton'ın eşi Butterfly'ın çocuğuna "kendi çocuğum" gibi bakacağım der.

Batılı kadın af dilemeyi bilecek kadar büyüktür..
Pinterton'ın eşi Butterfly'a " Beni affetmeniz mümkün müdür " der. Batılı şanslıdır. Butterfly Pinkerton'ın eşine "Dünyanın en şanslı kadınısınız" der. Doğulu kendini bile inkar eden, kendinden olana bile ihanet edendir. Butterfly kendini Amerikalı gibi görür Ona Pinkerton'ın dönmeyeceğini söyleyen yakınlarına öfkelenir. Onları kindar ve zalim olarak nitelendirir. Bununla beraber, Batılı erkek hata yapmayacağı için af dilemesini gerektirecek bir şey yoktur. Zaten iki filmimizde de Batılı erkek herhangi bir şey için Doğulu'dan af dilememiştir.

Oryantalizmde, özne doğu'yu kendi kimliğini onaylayan bir nesneye dönüştürür ve bu yolla kendi öznelliğini kurma ihtiyacını tatmin eder. Ve böylelikle kendi egemen gücünü iktidarını meşrulaştırır.

Gallimard, Madam Butterfly'ı kendi kimliğini onaylayan nesnesine dönüştürür. Onun üzerinden kendi Batılı kimliğini kurar. Bunu Pinkerton ile Madam Butterfly üzerinden operada da görmekteyiz. Böylece, bilgi ve güce dayalı efendilik/egemenlik meşrulaştırılmaktadır.

Bilgi ve öğretim ile bu meşrulaştırılmaya çalışılan efendilik/egemenlik repliklerde şu şekilde yer almaktadır; Gallimard, ben zalim olmak istemiyorum, sadece öğretmek istiyorum kibarca…" diyor.

Song Liling ise "Sizlerden bir şeyler öğrendik" ifadesini kullanmıştır.

Yine daha sonra ki sahnelerden birinde, Song Liling Gallimard'a "Niye Batılı bir kadın varken, erkek gibi göğüsleri olan şu zavallıyı Çinli'yi seçtin" diye soruyor. Gallimard ise "Genç masum, okul kızı, derslerini bekleyen" diye cevap verir.

İki filmde de kıyaslamalar hep Madam Butterfly'lar tarafından yapılmaktadır. Örneğin; Song Liling, "Fransa modern çağ devletidir, belki de başıdır" diyor. Cio Cio San'dan örnek verecek olursak: Evine gelen konsolosa, "Onurlu Atalarınız nasıllar?" diyor, seni bırakıp terk etti, bu boşanmak ile aynı diyen Japon tanıdığına ve Japon Prensine, "o burada öyle, benim ülkemde öyle değil diyor."

Batılı karakterler, Doğu ile Batıyı kesinlikle kıyaslamıyorlar, yalnızca Doğu'yu alçaltıcı ifadeler kullanarak düşüncelerini dile getiriyorlar. Doğu'da bunun tersi olarak Batı'yı yüceltici söylemler kullanıyorlar.

Doğu seyirlik ya da hınç nesnesidir. Doğu göründüğünden farklıdır, öyle ki filmde Doğulu kadın olarak bildiğimiz bile erkek çıkmıştır.

Oryantalizm, "Şarklı"yı yaratır ve bir bakıma –insan olarak- siler ve yok eder. Said, Foucalt'nun Hapishanenin Doğuşu, Deliliğin Tarihi ve Kelimeler ve Şeyler'deki fikirlerini geliştirerek "ben"de bir inanç meydana getirmek için "öteki"nin nasıl inşa edilmesi, hatta imal edilmesi gerektiğini açıklar. Bu "ötekileştirme" süreci karşıtlıkçı (oppositional) yapı aracılığı ile inşa edilir ve Batı'nın dışında kalan toplumlar özel farklılık sistemi içine yerleştirilir. Doğu böylece, batılı araştırmacıların onaylamadığı bir "ben" vekili haline gelir; acımasızlık, duygusallık, düşkünlük gibi sözcülükler daima "egzotik ötekinin" özellikleri olarak kabul edilir. Doğu aynı zamanda homojen olarak da görülür: oradaki halklar bireylerden oluşan topluluklardan ziyade isimsiz kitleler sayılır.

Öyle ki, filmde Gallimard Song Liling'ten başka hiçbir Doğulu ile konuşmaz, hiçbir Doğulu'nun ismini telaffuz etmez. Butterfly'ın evine giderken kendisine soru soran Doğulu hizmetkara cevap dahi vermez.

Puccini'nin operasında da Pinkerton Madam Butterfly'dan başka bir doğulu ile etkileşim içinde olmaz. Doğu kimliği homojen olarak görülerek tek bir birey üzerinden değerlendirilirken, Batılı kimliği birçok karakter ile anlatılmaktadır, örneğin büyükelçi, Pinkerton'ın Batılı eşi, Gallimard'ın Batılı eşi..vb.

"Doğu kendini temsil edemez, temsil edilmesi gerekir." "Cromer ve Balfour'un dilinde şarklı, (mahkemelerdeki gibi) yargılanan, (ders kitaplarındaki gibi) tasvir edilen, (okullarda ya da cezaevlerindeki gibi) gözetim altında tutulan, (hayvanbilim kılavuzlarındaki gibi) resmedilen bir şey olarak betimlenir. Bu durumların her birinde dikkat çekici olan, Şarklının egemen çerçevelerde kapsanması, bu çerçevelerce temsil edilmesidir.

Doğu pasif, katılımsız, ilkel ve geri olduğu için oryantalizmin kurucusu olan Batı, kendini temsil etmekten mahrum olarak gördüğü Doğu'nun temsilini üstlenir. Doğu, Batı'nın çoktan aştığı çocukluk ve gençlik çağlarını yaşamaktadır. Bu yüzden yetişkin bir özne gibi kendisi adına işlem yapma ehliyetine sahip değildir. Yetişkin Batı, çocuk Doğu reşit ve mümeyyiz olana kadar onun vasisi olur ve insanlık tarihinde ve bugünkü dünyada onun adına konuşur ve hareket eder.

Filmlerde hep ben ve öteki ayrımını görüyoruz. Konuşmalarda ve repliklerde doğulu ve batılı ayrımı yapılmaktadır. Hatta Gallimard'ın Batılı karısının anlattığı hikayede bu vurgulanmaktadır. Karısı, babası ile yürürken yola sümküren bir Çinli gördüklerinde babasının şu sözünü unutamadığını söyler. ''Doğu doğudur, batı da batıdır. Aralarında fark vardır ''. Hemen bu cümlenin arkasında batılı kadının mendil kullandığı da gösterilmektedir.

Gelişmiş / Barbar, İleri / İlkel, Üstün / Aşağı, Rasyonel / sapkın vb. Karşıtlıklar filmlerin her anında yer almakla beraber, bunlarda daha geniş çaplı "ben" ve "öteki" karşıtlığı mevcuttur.

Batının gelişmişliği, Doğunun ilkelliği birçok noktada Song Liling ve Madam Butterfly karakterleri tarafından teyit edilirken, ben ve öteki kavramı Batı tarafından empoze edilmektedir. Örneğin, Fransa'nın modern çağ devleti olduğu, Çin'de eskiden bu yana kadınların eşit haklara sahip olmadığı, her ne kadar Çin'in 2000 yıllık bir geçmişi olsa da Indochine ve Vietnam örneklerinde olduğu gibi Batı'nın Doğu'nun efendisi olduğu Song Liling tarafından vurgulanmıştır. "Ben" ve "Öteki" karakterler tarafından hep vurgulanmıştır. Song Liling benim güzel efendim, ben senin kölenin sözlerini film boyunca yineler. Gallimard, Paris'e döndüğünde bir arkadaşıyla konuşurken Çin farklıydı demesi üzerine arkadaşı tabii ki farklı, sen beyazsın onlar sarı der. Cronenberg'in filminde af dileyen hep Song Liling'tir, yani Doğu. Operada ise Butterfly'ı bırakıp giden Pinkerton ve Batılı eşi finalde af diler. Bu noktada operada oryantalist söylemde kırılmalarla karşılaşırken, Cronenberg'in uyarlamasında daha köklü, geleneksel bir oryantalizme tanık oluyoruz.

Ayrıca dürüstlük öğesi noktasında, aldatan sinsi doğu imajı doğu'ya atfedilmiştir. Çünkü, çocuğunu kullanarak Galimard'tan bilgi sızdıran da Song Liling'tir.

Oryantalist yaklaşımda, Batı'da huzur bulunur. Song Liling'ten ayrılarak çocuğunu ve sevdiği kadını doğuda bırakarak Batı'ya dönen Gallimard bu ayrılıklara rağmen Batı'da huzur bulmaktadır. Song Liling'in de Paris'e gelmesiyle iki tarafta sözde çocukları Çin'de kalmasına rağmen huzur bulmaktadır. Öyle ki Song Liling mahkemede son 2 sene çok huzurlu vakit geçirdiğini Batılılara itiraf etmektedir. Pinkerton her ne kadar Amerika'da gösterilmese de, orada mutlu ve başarılı bir evlilik gerçekleştirir ve Doğu'ya dönmez ta ki Madam Butterfly bir çocukları olduğunu söyleyene kadar. Doğu'ya 3 senenin ardından gelmesi de ona ait olanı, çocuğunu almak, onu huzuru bulduğu Batı'ya beraberinde götürmek içindir.

Fakat oryantalist yaklaşımda, Batı yalnızca Batılılara aittir, doğulu orada olamaz. Filmin sonunda Song Liling'in Doğuya geri döner. Operada ise çocuğunu alan Pinkerton ise Amerika'ya dönecek ve Doğulu aşkı çocuğunun annesi Cio Cio San'a benimle gelebilirsin teklifi bile yapmayacaktır. Çünkü Batı, Batılınındır, Doğulu orada yer alamaz.

Cronenberg'in filminde, Doğu'da gösterilen yüzlerce Batılı vardır. Batıda tek bir Doğulu'yu görürüz. O da, Gallimard'ın peşine giden Song Liling'tir ama Batı'da barınamaz ve ülkesine geri gönderilir.

Avrupalı için Doğu, Avrupa'nın bir icadı olup, eski çağlardan beri insanlarda hülyalar uyandıran, garip izlenimler yaratan, kendine has yaratıkları ve manzaraları ile fevkalade deneyimlere yol açan bir yerdir. Oryantalizm modernitenin özünde global bir rejim olduğunu, Batı'nın Doğu'yu ötekileştirerek kendi hegemonyasını kültürel ve bilişsel düzeyde dünya üzerinde kurma sürecini bize anlatır.

Oryantalizm, modernite tarihine Said'in yaptığı kuramsal bir müdahaledir, ve modernitenin sadece Batı'ya ait bir davranışı ya da bir tarihselliği değil, özünde global düzeyde hareket eden ve "farklı olanı ötekileştirme yoluyla kültürel hegemonya kurma eylemi"ni simgeler.

Oryantalizm, Batı emperyalizminin hegemonik olduğu andır. "Doğu" her zaman için Batı'dan başka bir şeyle, Batının basitçe sahip olduğu şeylerle kıyaslanarak Batı'nın ötekisi haline gelir. Doğu ile Batı arasındaki ayırım, doğunun işaretlenişi damgalanışıdır.

Bu durum aşağıdaki sahne ve repliklerde gayet açık bir oryantalist söylem ile şu şekilde temsil edilmiştir;

Operayı izlemeye giden Gallimard'ın az sonra Çinli akrobatlar sahnede ayaklarını enselerine koyacaklar esprisinde, Song Liling için divanın Çinli eşit i denmesinde, Filmde operayı izlerken konuyu Gallimard'a anlatan batılı kadının Puccini'nin operasında Amerikalı Denizciye aşık olan kadının yanlış yaptığını söyleyip kadını hatalı bulmasında, Doğu Doğu'dur, Batı Batı'dır aralarında fark vardır repliklerinde, Gallimard'ın eşinin "Çinliler operayı nasıl kedi gibi miyavlayarak mı söylüyordu" ve "Çinliler en güzel operayı konuşurken söylerlermiş" repliklerinde, Batılı devletlerin Modern Çağ devleti oldukları vurgulamasında, Song Liling Gallimard'a batılı kadın yerine niçin benim gibi zavallı, küçük göğüslü Çinliyi seçtin repliğinde, batılı bir erkeği sevmenin en heyecan verici noktasının onun kölelerinin eğitiminden tehdit duymaması olduğu değerlendirilmesinde, kölelerimiz ifadelerinde, Doğulu kadın iyidir cümlesinde, Benim güzel efendim Gallimard ben senin kölenim repliğinde, Gallimard'ın benim doğu vizyonum var ifadesinde Doğu ile Batı arasındaki ayrım işaretlenmiş, Doğu açık hale getirilip damgalanmıştır.

Puccini'de ise Doğulu kadının, Batılı efendisine karşı aşırı uysal, sadık, itaatkar, en basit şeyleri bile göremeyecek kadar kör bir şekilde gösterilmesi ile daha kapalı bir oryantalist anlatım ile bu ayrım işaretlenmiştir.

Batılının akıl yürütmeleri mantıklıdır, doğununkiler ise pitoresk sokakları gibi simetriden yoksundur. Filmin başından sonuna kadar Gallimard sorulan sorulara mantıklı cevaplar vermiş diğer batılılarda mantık yürütmeleri bakımından ileri olduklarını göstermişlerdir. Batılı mantık yürütmelerinde diğer batılı hiçbir zaman itiraz etmemiştir. Doğulunun mantık yürütmeleri ise başta hep olumsuz karşılanmıştır. Gallimard'ın "Eğer Amerika Vietnam konusunda ısrarcı olduğunu daha belli ederse, Vietnamlılar bu arzuya teslim olurlar " gibi sorgulanması gereken çok önemli bir önermesi bile mantıklı bulunarak muhalif bir görüşle karşılaşmamıştır. Song Liling'in önermeleri Doğulular tarafından dahi sürekli sorgulanıp, yargılanıyor.

Operaya baktığımızda ise Cio Cio San tamamıyla mantıktan yoksun, hayalperest önermeler sunmaktadır. Onu terk eden Pinkerton için " Dönmeyecek olsa evi kapatır, kiramızı ödemezdi" der. Konsolosa " Amerika'da nar bülbülleri daha mı geç yuva yaparlar. Pinkerton bana nar bülbülleri yuva yapınca döneceğini söylemişti, 3 kez yaptılar bile" der. Bu da onun terk edildiğini anlayamayacak kadar kör olduğunu ve kendisine bir hayal dünyası kurduğunu göstermektedir.

Şarklı insan öncelikle bir şarklıdır, insanlığı ikincildir (Said,1999). Bu noktada doğulunun önce doğulu olduğu vurgulanır. Filmde bunu "doğu doğudur" repliğinde ve de Indochina'nın kaybedilişinde batının liderlik yaptığı insanları tanımadığını ve onlara insan gibi davranmayı reddettiği hatırlatılarak, Said'in oryantalist yaklaşımına bir gönderme yapılır . Indochina'nın kaybedilmesine filmde iki kere değiniliyor ve bundan duyulan pişmanlık vurgulanıyor.

Doğu hem bilgi nesnesi, hem de arzu nesnesidir. Gallimard'ın Song Liling'in yanına gittiğinde biraz eğitim almak istedim demesi ve ona karşı duyduğu büyük aşk ile birlikte doğu hem bilgi hem arzu nesnesi olarak değerlendiriliyor.

Mutlu Binark'ın dediği gibi "Japon" Batı'lılara göre süregelen Japon geleneğinin içinde yer alırken, kendine göre Batı'nın Asya'daki temsilcisidir. (oryantalist söylem ve Japonya) Bu filmde "tıbbi deneyler" için Japonlar binlercemizi kullandılar diyen Song Liling içinde böyledir. Geyşa göstergesinin dolaşımı ile Japon kadını iyi eş- akıllı anne ya da öteki/fantezi nesnesi kimliğine mahkum edilir. Gallimard'ın doğulu kadın iyidir tanımında yine bu öteki/fantezi nesnesi mahkumiyeti görülür.

Geyşa imgesi içine tarihi sabitlenen Japon Kadını ancak samuray olabilen Japon erkeği tarafından satın alınmayı ya da Madam Butterfly operasındaki gibi Batılı centilmen tarafından kurtarılmayı bekleyendir. Öyle ki, Madam Butterfly (Cio Cio San) 15yaşında (en temiz, en saf halinde) 100Yen'e efendisine Batılı Pinkerton'a satılmıştır.

Oryantalist filmlerde cinsel aşırıcılık vardır. Doğu'nun genelde şehvetle ilgili özellikleri vurgulanılır. Batı hiçbir zaman doğu tarafından yönetilmez, hükmedilmez. Cinsellik metaforu olarak doğu peçeli (maske) kadın figürleriyle anlatılmıştır. Peçeli kadınların ulaşılmazlığı, Doğu'nun gizemini anlatır ve bu kadına ulaşması için batı erkeği ekstra çaba harcamalıdır. Tablolarda, fotoğraflarda ve filmlerde peçeli kadın sunulan bir et olarak gösterilmeye çalışılır. "Öteki kadın", batının erkeksi sahiplenme gücünü anlatmak için metafor olarak kullanılır.

Filmde oryantalist bakış açısı "kadınlık maskesi" ile birleştirilip her iki öğe pekiştirilmektedir. Her oryantalist bakış açısında doğuya ait olan, kadınlık maskesinde kadına atfedilen sinsilik, güvenilmezlik, kötü bir varlık yaklaşımı birlikte harmanlanarak etkileri pekiştirilmekte, batının doğu/öteki görüşü en etkin bir şekilde anlatılmaktadır.

Bu noktada Kadınlık Maskesi altında Gallimard birazcık gösterme/birazcık saklama oyunu ile uysal, itaatkar, efendisine ait "doğulu" kadın tarafından baştan çıkarılmıştır. Antik Doğulu aşkının gereği olarak ifade edilen maske (elbiseler), "antik doğulu" inancı gereğine saygı gösteren Gallimard'ın gerçeği görmesini engellemiştir.

Aslında maskeden rahatsız Batılı Özne hem bir tehdit hisseder hem de tahrik olmuştur. Song Liling'in maskesi çıkarmadığı kıyafetleridir. Gallimard bir iki kere kıyafetlerini çıkartmak istemiş ve Antik Doğulu aşk kavramı ile karşılaşmış ve bu durum onu tahrik ettiği için zorlamamıştır. Doğulu kadın/ Doğu pek aldatıcı ve oyuncudur. Bu kadınla ilgili herşey bir bilmecedir. Song Liling'de çok iyi bir oyuncudur ve sırlarla doludur.

Gallimard'ın Doğulu kadını anlattığı sırada onu dinleyen sarışın bir kadın daha vardı ki daha sonra Gallimard bu batılı kadınla beraber olur. Bu Batılı kadın, Doğulu kadının aksine gayet rahattır. Song Liling'in çekingen iken, kıyafetlerini çıkarmaz iken batılı bu kadın ilk kez beraber oluşlarında dahi çırıl çıplak durur. Bu deneyiminden sonra Gallimard çat kapı Song Liling'in evine girer ve şehvetle Song Liling'e yaklaşır, elbiselerini çıkarmasını ister ama Song Liling onu ikna eder ve böylelikle yalanını sürdürebilir.

Feminist bakış açısına göre maskeleme iki yönlü bir kavramdır. Bu kavram bir yönü ile kadınlık konumunun oturmamışlığını gösterir fetişizm gibi maskelemede öznellik belli bir mesafeden tanımlanarak tehdit edici bir gerçek yadsınır ve ona karşı savunmaya geçilir. Söz konusu tehdit edici gerçek: fetiş haline getirildiği durumda kadının "iğdiş" edildiği, maskeleme durumunda ise belli bir güç kazandığı gerçeğidir. Song Liling kendini maskeleyerek güç kazanmaktadır.

Filmde Doğulu kadın tehdittir, ölüme götürür. Oryantalist ifadesi anlatılmaktadır. Halihazırda, "Disraeli, Tancred romanında Doğu'nun bir meslek olduğunu söylerken, genç ve zeki Batılı'lar için Doğu'yla ilgilenmenin tüketici bir tutku olabileceğini dile getiriyor"

Yeğenoğlu göre, Doğu, Kadın ve Peçe temsillerinin "Öteki"ne duyulan arzu ile aynı sorundur ve batılı öznenin kendi kimliğindeki bir boşluğu kapatmak ve böylelikle kendini ötekinden ayırt etmektir. Crononberg'in uyarlamasında doğulu kadının uysal ve kolay, batılı kadının yasak bir şehir gibi zor olduğu ifade edilmektedir. Bu yüzden Batı için doğunun kolay ve vaatkar olduğu söylenmektedir.

Doğu kadını sahip olunması öylesine kolaydır ki, operada karşılaştığımız gibi 100 yene bir Doğu'lu kadına sahip olunabilinir. Öteki kadın, batının erkeksi sahiplenme gücünü anlatmak için metafor olarak kullanılır.

Filmlerde, Batı Doğu'yu ve kolonileri düzensizlikten kurtarılan bir kadın gibi hayal etmektedir. Batı kadını ve erkeği, Doğu kadını ve erkeğinden baskındır.

Öyle ki filmde Song Liling Gallimard'a bir kaç defa "efendim, ben senin kölenim" diye seslenmektedir. Öyle ki Song Liling'in erkek ismi hiç bir zaman telaffuz edilmemiştir. Ayrıca burada Batı'nın haz alma duygusunun cezalandırılışı anlatılmaktadır.

Aynı zayıflık, Batılı'ya aşırı saygı ve tabiiyet Pinkerton tarafından "kurtarılan" geyşa Cio Cio San'da da görülmekte, Cio Cio San her hareketini Pinkerton'ın hoşlanacağı şekilde yapmak istemektedir.
Cio Cio San, bazıları efendisine olan bu bağlılığı şu repliklerle ifade etmektedir.
- "Hoşuna gitmediyse rujumu atarım"

-"Sizi mutlu etmek için kendi insanlarımı unutmaya çalışacağım."
Sen terk edildin diyen yakınına, verdiği şu cevap çok ilgi çekicidir.
-"O burada öyledir, benim ülkem Amerika'da öyle değildir."
Evini ziyarete gelen Amerikan Konsolosuna;
-"Bir Amerikan evine hoş geldiniz", "onurlu Atalarınız nasıllar" ve "Amerikan sigarası ister misiniz?" demesi hep bu Amerikan hayranlığının Batı karşısında ezikliğini vurgulamaktadır.

Ayrıca Cio Cio San'ın evine Amerikan Bayrağı asması, hep kendini Amerikalı olduğunu söylemesi de bu noktaya vurgu yapmaktadır.

Rene Gallimard'ın operadaki Song Liling sesi ve performansına hayran olması sesin onu sarmalayan bir örtü gibi hissedilmesi, Paris'e geldiğinde Madam Butterfly operasının plaklarını dinlemesi ve bu ses altında huzur bulması Song Liling'in sesinin Gallimard için tınılı bir kutu olduğunu düşündürmektedir. Clauda Bailble bu tınının bir tür müzik olduğunu söyler (aktaran Silverman, 1998)

Bu ses Gallimard için hoş bir ortam yaratmakta ve kendini orient (Doğu) olan vizyonu ve yaşamında hissettirmektedir.

Terk eden yine Batı, terk edilen Doğudur. Burada oryantalist bir söylem yenilenir. Song Liling mahkum arabasında Gallimard'a olan aşkını yinelese de Gallimard kandırılmayı onuruna yediremez, (batı kandırılamaz) eşcinsel bir ilişkiyi de kabul etmeyip, (Batı onurludur, sapkın olan Doğu'dur) erkek Song Liling'i terk eder.

Song Liling, filmin başında Gallimard'a operadan bahsederken "Batılı erkek için değmezdi" der. Ama mahkum arabasında Gallimard ile beraber giderlerken söylediği ifadeler bunu yalanlar şekildedir.

Filmin sonunda Gallimard, "Sevdiğim adam buna değmezdi" diyerek doğunun batının aşkına layık olmadığını vurgulamaktadır.

Cio Cio San'da terk edilen Doğu'lu kaderini paylaşır ama çok uzun bir süre terk edildiğini kabul etmez, kafasında kurmuş olduğu bir hayal dünyasında yaşamaktadır. Öyle ki hizmetçisi ve sonrasında Konsolos ile yaptıkları konuşmada da şu replikler dikkate değerdir.

Dönmeyecek diyen hizmetçisine ise şu şekilde cevap verir.
- Dönmeyecek olsa niye kirayı ödesin.

Konsolos Pinkerton'ın mektuptaki şu satırları okur.
-P. O mutlu günlerimizin arkasından üç yıl geçti.
-M.B. Aaa bakın o da benim gibi günleri sayıyormuş.

Mektupta, Pinkerton dönmeyeceğini ifade eden cümlelerinden sonra ona çocuğu olduğunu söyleyin diyor. Pinkerton'ın çocuğu almak istemesi ile terk edildiğini anlayan Cio Cio San hayatına son verir sanki "Batı Doğu'yu terk ederse bu Doğu'nun intiharı olur" dercesine…

Bu filmde mekanlar arasında da belirgin çizgiler vardır. Batılının zihninde "Bizim" olan ile "Bizimkinin ötesinde" "onlara ait olan yabancı uzam belirlemesi mevcuttur.

Film içinde Doğu mekanlar kalabalık, karanlık, tozlu, puslu ve gizemli bir şekilde temsil edilmekte, pastel ve silik renkler kullanılmaktadır. Batı mekanlar daha canlı, renkli aydınlık, temiz, modern ve büyük bir şekilde temsil edilmektedir.

Paris Operası ihtişamlı, 4 katlı. Çin'de bahçede. İlk opera 1500 yıllarında İtalya'da yapılmıştır. Dolayısı ile Batı'ya aittir. Film operayla başlayıp, operayla biter. Yani Batı'ya ait bir kültür nesnesiyle.

Gallimard ve diğer batılılar takım elbise giyiyor. Song Liling ise egzotik ve can renkli yerel kıyafetler giymektedir. Vücudunun gizemini korumak için hep kapalı. Cinsel ilişki sırasında da elbisesini çıkarmamakta ısrarcıdır. Gallimard'ta bu isteğine saygı gösterir. Bu saygısı hayati bir gerçeği öğrenmesine engel olacaktır. Burada Song Liling mahkemede duruşma sırasında "o hep benim doğulu inançlarıma saygı gösterdi diyerek" Batı'nın Doğu'ya olan saygısını vurgulamaktadır.

Yolda yürürlerken Batılılara hep yol verirler. Doğulular hep kötü işlerde çalışır.

Filmlerin genelinde Batılı ciddi kıyafetler giyen, sakin, dengeli olarak gösterilmekte, doğulu ise kalabalık karanlık ortamlarda gündelik kıyafetler içerisinde gösterilmektedir

Bunlarla beraber doğunun ele alınışı hep bir eksen çerçevesinde ve Oryantalist söylemin bildirdiği yönde olmaktadır.

Sonuç

Her iki filmde Batı'nın oryantalist bakışının aynı ve bir olduğu, her ne kadar filmlerin senaryosu ve kurgusu farklı gibi görünse de oryantalizmin, temel öğeleri bakımından aynı şekilde ifade edildiği görülmüştür.

Oryantalist söylemin temelleri iki filmde de ihlal edilmemiş olup, sadece Doğulu ve Amerikalı Batılı'nın hikayesini anlatan Puccini versiyonunda küçük kırılmalar vardır. Yalnız bu küçük kırılmalar nedeninin, II.Dünya Savaşından sonra Şarkiyatçılıkta egemen güç olan Amerika'nın kısa tarihli Şark anlayışı ile, XIV.Yüzyıldan başlayan hatta bir dönem Amerika'yı dahi kolonileştirmiş olan Fransız Şark anlayışının küçük nüansları olduğu bilinmelidir.

Filmde daha çok hikayenin teması, replikler, sinema temsilinin biçimi (Batı'nın hiç gösterilmemesi ..vb), Batı'nın Doğu tarafından yüceltilmesi gibi unsurlarla daha kapalı bir oryantalist söylemle karşılaşılır.

Operada ki oryantalist anlayış ise, filmin içerdiği kapalı söylemler ve temsillerin yanı sıra, açık bir oryantalist söylemi de içermektedir. Doğulu'yu küçük gören ifadeler, Doğulu'nun Batılı'ya ait bir varlık olduğunu Doğulu ağzından teyit eden ifadeler, Doğulu'nun Batılı istek ve arzularına teslim olacağını içeren ifadeler, temsiller…vb., bu açık oryantalist söyleme örnek olarak verilebilir.

Ayrıca Fransız Diplomat Gallimard'ın dramatik hikayesini anlatan Cronenberg'in filminde, Doğunun dişil ve sahtekar, aldatmaya müsait yönü çok çarpıcı bir şekilde gösterilmektedir ve böylelikle seyirciye katmerli bir oryantalizm sunulmaktadır.


Kaynakça

1. Said, Edward. " Oryantalizm " Çev. Nezih Uzel İstanbul: İrfan Yayınevi , 1995

2. Bernstein , Matthew Gaylyn Studlar Visions of the East: Orientalism in Film, Rutgers University Press, 1997

3. Binark, M. "Oryantalist Söylem ve Japonya: Meiji Dönemi (1868-1912) Japon Kadın Hareketleri Tarihini Okumak" Kültür ve İletişim, 1(1), 65-89 (1998)

4. Büker, Seçil. " Kim Korkar Hain Hitchcock'dan." Ankara: Öteki Yayınları, 2000.

5. Mutman, Mahmut, Meyda Yegenoglu, E. Fuat Keyman. " Oryantalizm Hegemonya ve Kültürel Fark " İstanbul: İletişim Yayınları, 1996.

6. Tseelon, Efrat " Kadınlık Maskesi: Gündelik Hayatta Kadının Sunumu " Çev. Reşide Kekeç Ankara: Ekin Yayınları , 2002

Notlar:
1. Said, Edward W., Şarkiyatçılık, Metis Yayınları, İstanbul, 1995
2. Edward, W.Said, Şarkiyatçılık, Metis Yayınları,1995, Sf.1
3. Oryantalizmin Gölgesi Altında: Batı'ya karşı İslam Makalesi, Mahmut MUTMAN
4. Geyşa ile evlenen Pinkerton,aslında filmde Cio Cio San'ın kurtarıcısı olarak addediliyor.
5. Bu evlilik, Amerika'da kabul görmüyor. Japon yasalarına göre Pinkerton dilediği anda Cio Cio San'ı bırakabilme ya da bir başka geyşa ile ilişkiye girebilme özgürlüğüne sahiptir.
6. Oğlunun ismi olan "Keder", Pinkerton'ın geri gelmesi ile "Sevinç" olarak değişecektir. Batılının geri dönüşü bir sevinç olarak vurgulanmıştır.
7. Pinkerton, Cio Cio San'a seni vahşi bir şekilde istiyorum diyerek, feminen Doğu'nun maskülen Batı için anlamını vurgulamıştır.
8. Amerikalılar için şark, Fransız ve İngilizlerden farklı olarak daha çok Uzakdoğu'yla bağlantılıdır. Fransız ve İngilizler için (ayrıca onlar kadar kuvvetli olmasa da diğer Avrupa Devletleri) şark bir gelenektir, ve onların şark ile ayrı bir uzlaşma biçimleri vardır. 19.YY başından II.Dünya savaşı sonuna değin Şark ve Şarkiyatçılıkta Fransa ve İngiltere egemendi; II.Dünya Savaşından sonra Şark'a Amerika egemen oldu. Edward, W.Said, Şarkiyatçılık, Metis Yayınları,1995, Sf.1
9. Bu düşünce iki filmimizde şu şekilde vurgulanmıştır; Cio Cio San aslında bir Geyşa'dır ve Pinkerton tarafından "kurtarıldıktan" sonra "geyşalığın sonu haysiyetsizliktir, asla o yola dönmem" demiştir. Song Liling karakteri ise tamamıyla her türlü ahlaksızlığa meyyal görüşünün sahneye yansıtılmasıdır.
10. 1815'ten 1914'e değin, doğrudan doğruya Avrupa yönetimindeki sömürgelerin kapladığı alan, yeryüzünün yaklaşık %35'inden %85'ine çıktı. Edward, W.Said, Şarkiyatçılık, Metis Yayınları,1995, Sf.50
11. Edward, W.Said, Şarkiyatçılık, Metis Yayınları,1995, Sf.36
12. Örneğin, zamansal olarak geriye itilirler ve Batı sistemi insanlığın ulaştığı en son nokta olarak kurulur, ve de değişik fanteziler işlemeye başlar (örneğin "ilkel" Uzak Doğulu kadının "Aşırı Cinsel Gücü" vb.)
13. Karl Marx, Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i
14. Edward, W.Said, Şarkiyatçılık, Metis Yayınları,1995, Sf.52
15. Gallimard, Çin'de açık hava operasına gittiğinde yanında oturan Batılı bayan, "Diva" demeyip, "divanın Çinli eşiti" demiştir.
16. R.Gallimard, "Indochina'yı kaybettik, çünkü liderlik yaptığımız insanları tanıyamadık, onlara insan gibi davranmayı reddettik."
17. "Oryantalizm, "Şarklı"yı yaratır ve bir bakıma –insan olarak- siler ve yok eder." Edward, W.Said, Şarkiyatçılık, Metis Yayınları,1995, Sf.52
18. Çünkü peçe ardında bir gerçek, öz ya da hakikat sakladığı varsayımıyla klasik Batı felsefesinin bilinen metaforlarından bir olmuştur. Öte yandan peçenin, yalnızca "egzotik", "gizemli" Doğu'nun değil aynı zamanda kadının ve dişiliğinde güçlü bir metaforu olması, oryantalist söylemin öteki kültürleri "merak eden", "çalışan", "oraya giden" ve "bilen" öznesinin erkek konumunu göstermektedir.
19. Edward, W.Said, Şarkiyatçılık, Metis Yayınları,1995, Sf.15
20. "Disraeli, Tancred romanında Doğu'nun bir meslek olduğunu söylerken, genç ve zeki Batılı'lar için Doğu'yla ilgilenmenin tüketici bir tutku olabileceğini dile getiriyor"
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr