kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Tanzimat'ın Türk Modernleşmesindeki Yeri

Seçil Dağtaş

Son dönem Türk tarih yazıcılığı, Osmanlı mirasını temelden reddetmeyi tercih eden Cumhuriyet ideolojisinin bir yansıması ve Türk Tarih Tezi'nin uzantısı olan bir tarih anlayışını sorgulamak ve daha eleştirel bir tarih çözümlemesini gerçekleştirmek bakımından oldukça yol kat etmiştir. Bu yeni tarih yazıcılığı, bugün yaşadığımız sorunların, ikilemlerin ve çıkmazların kökenine inilmediği ve bu köklerin uzun bir imparatorluğun son dönemlerinde yattığı kabul edilmediği sürece sağlıklı bir tarih anlayışının geliştirilemeyeceğinin ayrımındadır. Bu tarihçilere göre Türk modernleşmesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla başlamamıştır aksine bu yeni devlet, değişmekte olan dünya düzenine ayak uydurmak için mücadele vermiş ama kendi geleneğine ve arada kalmışlığına yenik düşmüş bir imparatorluğun kalıntıları üzerine kurulmuştur. Eğer Osmanlı modernleşmesi Cumhuriyet modernleşmesi ile karşılaştırıldığında yeterince radikal sayılmıyorsa bu, Cumhuriyet modernleşmesinin bambaşka bir şey olduğunun ispatı değil, tam tersine reddettiği ve eleştirdiği geçmişinden güç aldığının bir göstergesidir.

Tanzimat fermanı, bu modernleşme tarihinde bir dönüm noktası ve Batılılaşma düşüncesinin, değişmekte olan ya da değişmesi gerektiği varsayılan Osmanlı toplumsal, siyasi ve iktisadi yapısına bir cevabı olarak karşımıza çıkar. II.Mahmut'un ölümünün ardından tahta Abdülmecit'in geçtiği 1839 yılının Kasım ayında yeni padişah adına ilan edilen Gülhane Hatt-ı şerifi (diğer adıyla Tanzimat Fermanı ) hariciye nazırı Reşit Paşa tarafından yazılmıştır. Abdülmecit'in tahtta olduğu 22 yılı da kapsayan ve Kanun-i Esasi'nin kabul edildiği 1876'da son bulduğu varsayılan döneme de Tanzimat Devri denir. Dönemin önde gelen Tanzimatçı bürokratları, fermanı yazan Mustafa Reşit Paşa ile onun taraftarı sayılan Ahmet Cevdet Paşa, Fuat ve Ali Paşalardır. Tarih, sadece olayları ve durumları değil kişileri de analiz etme yoluyla dönemin etkilerini daha zengin gösterebilme yeteneğine sahip olduğu için bu kişiliklerin ve Tanzimat Dönemine katkılarının ayrıntılı incelenmesi, Türk Modernleşmesi tarihine yeni ufuklar açar. Ancak bunu yaparken Tanzimat paşalarını aynı idealleri benimsemiş homojen bir grup olarak ele alma hatasına düşmemek gerekir.

Aynı şekilde Tanzimat'ın da kendi içinde tamamen tutarlı politikaların benimsendiği bir dönem olmadığı bilinmektedir. Osmanlı İmparatorluğunun heterojen yapısını oluşturan farklı siyasi veya toplumsal grupların fermana farklı anlamlar yüklemesi, bu heterojen yapının çelişkileriyle olduğu kadar, Tanzimat ve ardındaki dönemin tutarsızlığıyla da ilgilidir. Yeni Osmanlılar, Tanzimat Fermanı'na sadece Batı'daki devletlerin isteklerine boyun eğmiş ve halktan kopmuş bir elitin reformları olarak bakmış, onu yeterince radikal olmamakla ve Batı taklitçiliğiyle suçlamıştır. Diğer tarafta Müslüman halk Batı'ya yaranma çabasındaki devletin kendisini unuttuğunu daha sonra artacak isyanlarla her fırsatta dile getirmiş, gayri Müslim azınlıklarsa ne şekilde olursa olsun Osmanlı'nın gayri Müslim unsurları olmaktansa bağımsız devletlerinin vatandaşları olmayı tercih ettiklerinden Tanzimat Fermanı'nın kendilerine tanıdığı hakları pek dikkate almamışlardır. Fermanın her şeyden önce farklı unsurlardan oluşan imparatorluğun dağılmasını önlemek gibi bir amacı olduğu gerçektir ama dönemin reformlarını sadece bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilmiş uygulamalar olarak görmek, yine Batı'dan gelmiş ve Osmanlı'nın 'düşünce sosyolojisinde' yer etmeye başlamış medeniyet, ilerleme, akıl, eşitlik, hukuk, kanun, hürriyet gibi kavramların bu reformlar vasıtasıyla Osmanlı siyasetinde ve yaşam tarzında meydana getirdiği değişikleri görmezden gelmektir. İmparatorluğu ayakta tutmanın yanı sıra ayakta tutulan bu yapının Batılı anlamda modern, medeni ve ilerlemeyi amaçlamış olması gerekiyordu. Bu, geçmişteki ilerleme ya da üstünlük kavramlarından oldukça farklı bir yerde durur ve Batı üstünlüğünün açık bir kabulüdür. Ancak bunun, devletin tamamen bağımsız olarak kabul ettiği bir tutum olmadığı da bir gerçektir. Genel olarak Tanzimat'ın da bir parçası olduğu Batılılaşma sürecinin temelinde, imparatorluğun devamı için tutarlı seçeneklerin çok da fazla olmaması yatar.

Bir başka önemli nokta da imparatorluğun siyasi bağımsızlığı dolayısıyla görece daha özgür oluşu ve güçsüz olmasına karşın yine de kendi reform politikasını yürütebilecek bağımsızlığa ve güce sahip olmasıdır. Zaten Tanzimat reformları bir anlamda da bu bağımsızlığın vurgusu yoluyla Osmanlı'nın Avrupa devletlerinin müdahalesine fırsat vermeyecek şekilde kendi reformlarını yapabiliyor olduğunu gösterme amacını güdüyordu. (Aynı şeyi Islahat Fermanı için söylemek pek mümkün değildir.)

Tanzimat Fermanının Osmanlı'nın klasik siyasi yapısına getirdiği en önemli değişiklik Babıâli bürokratlarının yönetime egemen olması ve padişahtan daha fazla söze sahip olmaya başlamasıdır. Bu durum padişahın yetkisini çok fazla sınırlamamış olsa da bürokratik yapının ve güç dengelerinin değişmekte olduğunun bir habercisi olmuştur. Bu zamana kadar Weber'in 'patrimonyalizm' diye nitelendirdiği, hanedan üyesinin (yani sultanın) kişisel ve keyfî olan siyasal baskısını esas alan bir yönetim biçimine tabi olan Osmanlı İmparatorluğu, bu keyfiliği rasyonelliğe dönüştürmek için çabalayan bir bürokrat sınıfı ile 'modern' bir devlet olma yolunda ilk adımlarını atmaya başlamıştı. Gerçi devlet yöneticilerinin otoriter ve geleneksel despotik tavırlarını korumaları, uygulamaya çalıştıkları demokratik politikalarla çelişkiye düşüyordu ve bu demokratik yönetimi pratikte gerçekleştiremediler ama gerçekleştirmeyi amaçlamış olmaları en azından bürokrasinin zihniyetinin değişmekte olduğunun bir göstergesiydi. Demokrasinin esas amaç olmaktan çok imparatorluğun devamının sağlanması ve gayri Müslim unsurların imparatorluktan kopmasının engellenmesi için araç olması da Tanzimat bürokratlarının yaptıkları reformların siyasal modernleşmeyi hazırladığı gerçeğini değiştirmez.

Tanzimat döneminin Osmanlı siyasi düşüncesinde olduğu kadar Osmanlı sosyal ve kültürel hayatında da etkileri olmuştur ve reformlar tüm toplumsal kurumlarda kendini göstermiştir. Her şeyden önce imparatorluğun yönetilen kesiminin yabancı olduğu bir kavram, 'vatandaşlık', Osmanlı seçkinlerinin lügatine girmeye başlamıştı. Onların gözünde modern bir devlet modern bir toplumla var olabilirdi ve bu modern toplumun gerçekleştirilmesi 'reaya' gibi yöneticiye bağlılığı ifade eden bir terimin, 'tebaa' gibi bütün Osmanlı yurttaşlarını kapsayan bir kavrama dönüştürülmesiyle sembolize edilmişti . Köleliğin kaldırılması, Müslim- gayri Müslim tebaanın arasında eşitlik sağlamak ve yönetilenlerin can, mal ve haysiyetlerinin korunma çabaları tebaanın haklarının tanınması anlamına geliyordu. İlk defa padişahın hukuk-u millete tabi olmasından söz edilmesi de halkın ve vatandaş kavramının yönetenler gözünde geçirmekte olduğu dönüşümün bir göstergesiydi. Diğer yandan Osmanlı toplumunun tipik örgütlenme şekli olan cemaat tipi örgütlenme tamamen ortadan kalkmasa da gerilemeye başlamıştı. Dinî özdeşlemeyle kendini tanımlayan 'millet' sisteminin yerini ekonomik özdeşleşme yoluyla bir araya gelen bireylerin oluşturduğu topluluklar zaten almaya başlamıştı ve bunu siyasi amaçlarla bir araya gelmiş topluluklar izleyecekti. Aslında bu değişimi sadece Tanzimat'a bağlamak bir indirgemecilik olabilir çünkü özellikle siyasi amaçlı topluluklar milliyetçilik akımının doğrultusunda daha önceden ortaya çıkmaya ve oluşturdukları komiteler vasıtasıyla mensup oldukları etnik grupları imparatorluktan ayırmanın yollarını aramaya başlamışlardı ama faaliyetleri belki Tanzimat'ın kendilerine vermiş olduğu hakların yardımıyla (ki bu bir tartışma konusu olabilir) ama daha fazla Tanzimat'ın getirdiği 'tebaa' anlayışının yardımıyla sonraki dönemlerde hızlandı ve özellikle Meşrutiyet dönemlerinde büyük önem kazandı.

İmparatorluğun son yıllarına hakim olan bu hareketliliği daha önce tamamen statik bir yapıya sahip olan toplumun kendini soyutlayamadığı dinamik bir dünya düzenine ayak uydurma çabaları olarak kabul etmek bazı noktaları eksik bırakabilir çünkü bu iddia Osmanlı'nın 19.yüzyıldan önceki yapısının statik olduğunu kabul etmeyi gerektirir ki böyle bir anlayış Türk Modernleşmesini yalnızca Cumhuriyet sonrasına atfeden anlayıştan pek farklı olmaz. Ama Tanzimat'ın kendisini daha önceki dönemlerden ayıran bir dinamizmi olduğu ve Türk Modernleşmesinin başarılarının olduğu kadar çelişkilerinin de temelinde önemli bir yer tuttuğu kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Ama burada unutulmaması gereken başka bir nokta vardır. Bu, Tanzimat reformlarının uygulanabilirliğinin diğer tüm modernleşme çabalarında olduğu gibi çoğunlukla İstanbul ve İzmir gibi bir iki büyük şehirle sınırlı kalmış olmasıdır. Taşradaki toplumsal ve iktisadi yapıyı belirleyense daha çok savaşlar ve yerel toprak sahiplerinin uyguladıkları politikalar olmuştur. (Şerif Mardin'in büyük ve küçük kültür olarak adlandırdığı bu iki unsurun, şehirlilerin ve çoğunluğunu köylülerin oluşturduğu yerel halkın, arasında uzun zamandır süregelen kopukluğun Tanzimat döneminde de var olduğunu belirtmek gerekir.) Ayrıca Tanzimat reformları aşağıdan gelen bir toplumsal hareketlilikten ziyade toplumun ancak aydın bir elit sayesinde ilerleyebileceğini savunan klasik bir aydın despotizmi çerçevesinde gelişir. Sonuç olarak Modernleşme ve Batılılaşma düşünceleri Türk siyasi düşüncesini, ideolojilerini ve toplumsal dinamiklerini o veya bu şekilde şekillendirir ama uygulama süreci her zaman sancılı olmuştur ve düşünce ile pratik arasındaki bu çelişki daima varolmuştur.

Notlar:
1. "Cumhuriyet devrimcileri bir Ortaçağ toplumuyla değil, son asrını modernleşme sancıları içinde geçiren imparatorlugun kalıntısı bir toplumla yola çıktılar. Cumhuriyetin radikalizmini kamçılayan ögelerden biri de yeterince radikal olamayan Osmanlı modernleşmesidir." İlber Ortaylı. "İmparatorlugun En Uzun Yüzyılı" ( İletişim Yay. 565, Araştırma- İnceleme Dizisi 90 2001) s.32
2. "Tanzimat sözcügü reorganizasyonu karşılar. Burada "Tanzimat" sözüyle hukuki yapının ıslahı, kanun ve düzen getirilmesi kastediliyor."a.g.e s.111
3. Ayrıntılı bilgi için Roderic H. Davison "Osmanlı İmparatorluğu'nda Reform" 1. cilt (Papirüs yay.)
4. Şerif Mardin,1983:9-17
5. Bu kavramlar hakkında ayrıntılı bilgi için Gökhan Çetinsaya; Kalemiye'den Mülkiye'ye Tanzimat Zihniyeti "Tanzimat ve Meşrutiyet'in Birikimi"2000 Iletişim yay.
6. şerif Mardin; "Türk Modernleşmesi" (Iletişim yay. 139. Şerif Mardin bütün eserleri 9 2001) s.30
7. Sadık Rıfat Paşa tarafından belirtilen bu düşünce hakkında ayrıntılı bilgi için; E. Kuran; "Osmanlı İmparatorlugu'nda Insan Hakları ve Sadık Rıfat Paşa", Türk Tarih Kongresi 7/2 Ankara 1981 s.1452-53
8. ılber Ortaylı s.97
9. Aslında Tanzimatçılar iltizam sistemini ve cizyeyi kaldırmak suretiyle Anadolu'da da reform girişimlerinde bulundu ama bu çabalar devletin bu bölgelerdeki gücünün yetersizligi dolayısıyla ya gerçekleştirilemedi ya da beklenen sonuçları vermedi.
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr