kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Rakı Mezesi Kısa Film ve "Film Başlasın"!

Hüseyin Kuzu

Hareketli görüntü, her geçen gün, elektroniğin giderek ucuzlayan ve yaygınlaşan imkanlarıyla biraz daha kişisel tasarruf altına veriliyor. Bu, üretim biçimi düzeyinde, hareketli görüntü ile yapılacak her tür dramatik, kısa veya uzun dramatik, belgesel, kültürel, bilimsel vb. hareketli görüntü üretimi ve seyir (tüketimini) imkanlarının da kişisel tasarruf altına verilmesi demektir. Bu aynı zamanda, pelikül film üzerinde üretilen ve doğası gereği büyük sermaye, uzmanlık ve işbölümü gerektiren ve ona göre kurumlaşmış eski hareketli görüntü üretim tarzının her geçen gün kırılması demektir.

Fakat, pelikül kurumlaşması hâlâ güçlü ve yeni gelişeni, kendi çarkının egemenliği altına almaya çalışıyor. Üretim tarzı düzeyindeki bu kırılmayı anlayamayan ve hâlâ o eski üretim tarzından kimlik kartı edinmek isteyen bazı sinemacılar, yeni üretim tarzını zihinlerindeki kalıntılara eklemlemeye çalışıyorlar. Batı'da "Dogma" ile başlayan bu hareket aslında üretim tarzı düzeyinde ve hiçbir zaman bilinçli olarak bunu savunmadı. Manifestosunda bundan hiç bahsetmedi. Sorunu teknolojik ucuzluk ve kolaylığa indirgedi ve başarılı olduktan sonra peliküle dönüş yaptı ve hatta patent satmaya başladı

Geçmişte, pelikül film zamanında, kısa film çekmek de zordu. Uzun veya kısa her tür film aynı işlemlerden geçmek zorundaydı. Elektronik artık kısa filmciliğin vazgeçilmez üretim tarzı. Kısa filmciler geçmişte kısa filmin bir özgürlük alanı olduğunu söyler ve ona göre davranırlardı. Elektronik onlara bu imkanı sağladı, fakat kısa filmciler onun değerini bilmiyorlar. Kısa filmciler o zaman ve bugün de özgürlük alanının ne olduğunu tanımlamadılar. Bunu bir tepki olarak söyleyegeldiler. Sonunda, tıpkı Dogmacılar gibi, özgürlük alanlarını pelikülün eski kurumlaşmalarının uzantılarına yamanmaya başladılar.

Bilindiği gibi ülkemizde kısa film nicelik sayısı olarak hâlâ öğrenci filmleriyle temsil edilmektedir. Bağımsız olarak yılda ancak 15-20 kısa film (öğrenci filmleri hariç) çekilirken, 25'in üzerinde de kısa film festivali vb. etkinlik var. Kısacası kısa film artık kapısını soruna kadar kendisine açan bir zeminin rakı mezesi... Bilinçli veya bilinçsiz birçok sivil toplum kuruluşu, yerel yönetim veya özel ve büyük sermaye kuruluşu, artık onları bağırlarına basmak için hazır bekliyor. Büyük sermayenin ajanları gibi hareket eden bazı halkla ilişkiler şirketleri, kısa filmcileri kullanarak, özellikle sponsorluk mekanizmasını alabildiğine sömürüyor. Kısa filmcilerin kendilerini onlardan koruması gerek.

Kısa filmcilik, kendi kimlik kartını kendi doğası ve önüne açılan yeni imkanların içinde bulacaktır. Evet, kısa film şimdi çok daha özgür olabilir ama bu kafayla değil. Hele hele 10 dakikalık bir kısa film çekip, hemen kendini pazarlamak için web sitesi kuranlarla hiç değil.

Kısa filmcilerimiz film çekmiyor. Bunun bir nedenin olması gerek. Geçmişte kısa filmin birçok yanlış tanımın yapılması bugün için bazı ipuçları da içeriyor. Bu tanımlardan birisi kısa filmin amatör olduğunu söylerdi. Çünkü uzun film profesyoneldi! Uzun film karşısında komplekse kapılan bir tanım yapma çabası da kısa filmi uzunluğuna göre tarif etmeye çalışırdı. Çok iyi bildiği gibi eskiden kısa filmcilik, pahalı uzun filme bir atlama tahtası olarak düşünülürdü. Bugün bu baskı artık yok. Kısa filmciler çok daha kolay film çekebilirler. Ama hâlâ çok az kişi kısa film çekiyor. Geçmişte üstü örtülü bir çok niyet şimdi çok daha gözler önünde. Çünkü aslında çok az kişi kısa filmi düşünüyor. Hâlâ herkesin gözü uzun filmde. Veya oradan alacağı kimlik kartında!

Kısa filmin tanımı hâlâ yapılmış durumda değil. Kafalar hâlâ karışık. Oysa edebiyatta yeteri kadar ipucu var. Kısa filmcilerimizin geçmişten bugüne tartıştığı uzun-kısa tanımını bir romancı ile bir kısa öykücü tartışsaydı herhalde ne kadar komik olurdu. Mesela romancı öykücüye sen kısa yazıyorsun o yüzden amatörsün deseydi. Dostoyevski bağımlı, Çehov özgür mü olurdu. Öykü yazan romanın provasını nasıl yapar? Kısa film ile uzun filmin provası nasıl olur? O kadar provadan sonra Çehov neden bir tane roman yazmadı...!?

Kırk yıldır bu ülkede, "kısa film, sinematoğrafik kısa anlatımdır" diyemedi. Dolayısıyla kısa filmciliğimiz de ya geçmişte uzun filmin, veya bugünlerde bir etkinlikler enflasyonun rakı mezesi oldu çıktı... Kimse onun için yapılması gerekenleri düşünmedi.

Kısa filmcilerimizin artık, hem yapım koşulları hem de içerik açısından, uzun filmle kulvarlarını ayırmasının vakti çoktan geldi. Geçmişe göre teknoloji artık çok daha ucuz ve kısa filmcilerin ellerinin altında. Mekanlar da öyle. Dolayısıyla üretim sayısı artan kısa film seyrinin de kendine özgü bir kültürü oluşturulmalı. Oysa kültür merkezlerinde kurulan bunca sinema birimi hâlâ onu küçümsüyor.

Artık film gösterimlerine ilgi pek yok. Çünkü son yıllarda artık sinema atölyesi açmak da moda oldu. Kimileri hâlâ samimi ama çoğunluk artık bu işi ayağa düşürerek para kazanma peşinde. Eskiden atölyelere gelenler program tartışırdı, şimdi gelenler artık "film hemen başlasın" istiyor. Kendileri yan role razı, eğitmenler de başrolde. Atölye yapmak "sinema hapı" yutturmak kadar ucuzladı artık. Taraflar birbirinden memnun olmasa da girdap onları çekiyor.

Kısa film küçümsendiği müddetçe "kullanılmaya" devam edecek ve ayağa kalkamayacaktır.
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr