kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

eXistenZ

Eren İnan Canpolat

eXistenz, daha isminden başlayarak varoluşu ve gerçekliği sorgulayan bir film olarak düşünülebilir. Film boyunca yeni bir oyun sistemiyle iç içe geçmiş gerçekliğin peşine düşüyoruz. Eğlenceli başlayan bir oyunun sonunda gerçekliği tamamen kaybediyoruz. Film, kapı görevlisinin sorduğu bir soruyla bitiyor: "Hey, bana doğruyu söyleyin; hâlâ oyunun içinde miyiz?" Bu cümle de dahil pek çok şey filmin bu "araştırma"sını apaçık ediyor. Ancak bu apaçık etmeden de öte bir tür "gözüne sokma". Cronenberg o sorula sorula cılkı çıkmış "yaşamın aslında bir oyun (rüya, hayal, vs.) olmadığı ne malum?" sorusunu pek de özgün bir değinide bulunmaksızın yineliyor yaklaşık 90 dakika boyunca.

Oyunun ilk bölümlerinde, oyuncular henüz oyuna ısınmamışken, oyun karakterleri gibi konuşamadıkları zamanlarda tekrarlanan sahnelerle karşımızdakinin oyun olduğu hissettirilirken, filmin sonlarında oyun karakterlerini filmin karakterlerinden -yani "gerçek" kişilerden- ayırmak güçleşiyor. Bu da Cronenberg'in son sözü söylemesi için gerekli zemini hazırlıyor. "Tamam, demek ki olay buymuş" diyen seyirciye, kendi gerçekliğinden nasıl emin olduğunu soruyor yönetmen.

Böylesi bir konuya 2004'ün dünyasından bakıldığında, film oldukça sıkıcı oluyor, evet. Bu yüzden, son beş yılın gelişmelerini unutup 1999'a dönmek gerek yararlı olabilir. Sinemada -belki de kültürün diğer alanlarında da- kitlesel için yapılanın belirli bir gelişim çizgisini izlemesinin doğal bir durum olduğu düşünülebilir. Belirli bir tema çevresinde yapılan çeşitlemeler yeterli olgunluğa ulaştığında -ya da kitle yeterli doygunluğa ulaştığında, diyelim- o tema/konu artık terk edilmelidir (ya da en azından geliştirilmeli ve daha karmaşık olabilecek başka açılımlar denenmelidir). Buradan kalkarak Cronenberg'in ele aldığı sorunun evrensel geçerliliği olmayan, yalnızca popüler ihtiyacı gidermeye yönelik kuruntular etrafında döndüğü söylenemez. Ancak sorunu ele alış biçiminin, sorun kadar derinlikli olmadığını söylemek isabetli olacaktır.

1999'a döndüğümüzde benzer bir tema üzerine kurulmuş başka ve çok daha popüler bir filmle karşılaşıyoruz: The Matrix. Filmin kahramanı Neo'dan (Keanu Reeves) içinde bulunduğu simülasyondan çıkarak gerçek arayışına katkıda bulunması istenir. Bunu izleyen bölümlerde gerçek-sanal karşıtlığının değişik yönleri aksiyonun izin verdiği ölçüde karşımıza çıkar. 1999'dan günümüze uzanan çizgide bu mesele gerek Matrix serisi tarafından gerekse bu temanın tuttuğunu gören başka ticari filmler tarafından kitleyi doygunluğa ulaştıracak kadar işlendi. Ancak bu, kuşkusuz, sorunun çözüme kavuşturduğu anlamına gelmiyor. Yalnızca ticari sinema için artık yeterince kârlı bir yatırım alanı değil.

Bu nedenler bir araya geldiğinde 2004 tarihinden geriye bakmaya çalışarak Cronenberg'i değerlendirmek belki zorlaşıyor, ancak en azından Cronenberg'in bugünün seyircisine yeni bir şeyler söylemiyor olması bir ipucu taşıyor: eXistenZ ticari sinemanın anlatabileceğinin dışında şeyler anlatmıyor. Daha derinlikli olmayı, ele aldığı sorunun evrensel boyutlarına ulaşmayı başaramıyor.
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr