kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Cronenberg Halleri 1

Barış Acar

İlgili Metinler
  • Cronenberg Halleri 2
  • Cronenberg Halleri 3

  • Cronenberg'le ilgili bir şeyler yazmaya karar verdiğimde henüz ne "Ölü İkizler"i (Dead Ringers), ne de "Çıplak Şölen"i (Naked Lunch) izlemiştim. Yalnızca "Örümcek" (Spider) ve "Varoluş" (Existenz) vardı önümde. "Videodrome"u ise hayal meyal anımsıyordum. Yönetmenin tüm filmlerinin listesine www.sinamatografi.com adresinden ulaştım. [1]

    eXistenZ - Varoluş (1999)
    Crash - Çarpışma (1996)
    M. Butterfly (1993)
    Naked Lunch - Müthiş Yemek (1991)
    Dead Ringers- Ölü İkizler (1988)
    The Fly - Sinek (1986)
    The Dead Zone (1983)
    Videodrome (1983)
    Scanners (1981)
    The Brood (1979)
    Fast Company (1979)
    Rabid - Kuduz (1977)
    Shivers - Ürpertiler (1975)

    Hatta "Temel İçgüdü 2"yi (Basic Instinct 2) çekmeye soyunduğunu da yine buradan öğrendim.

    Cronenberg'in bende ilk uyandırdığı duygu bir çuval incirin heba edildiğine dair can sıkıntısıydı.

    Spider, Ralph Fiennes'in oyunculuk gösterisiyle ne kadar övgü almışsa, genel açıdan o kadar zayıf bir filmdi. Yönetmen, "Spider (filmin ana karakateri) Nobel ödülü kazanmayan bir şizofreni hastası. Bu Hollywood'un bize aktarmak isteyeceği türden bir öykü değil." [2] diyordu. "Akıl Oyunları"na yapılmış bu akıllıca ve kesinlikle haklı gönderme güzeldi ama filmi sinema yapmaya yetmiyordu. Sonuç, şizofreniyle ilgili bir espri bulup da bunu anlatan zeki bir çocuğun şımarıkça gülümsemesinden öte değildi.

    Belki iki sahne bu ifadenin dışında tutulabilir.

    Filmin ilk sahnesinde, tren garında, o koşuşturmacanın ortasında çok yavaş hareketlerle ilerleyen Fiennes, farklı bir dünya tasarımı olarak şizofreniyi iyi tanımlıyordu. Bir de, yine filmin başlarında, bütün pencereleri örülmüş bir apartmanın önünden aksak adımlarıyla geçen Fiennes, diğer insanların anladığı anlamda algının şizofrenide nasıl kapalı olduğuna güzel bir gönderme yapıyordu. Böylece iki dünya birbirinden sert çizgilerle ayrılıyordu.

    Altyazı dergisinde yayımlanmış bir yazıda filmin; "Ingmar Bergman'ın Wild Strawberries'de uygulamış olduğu bir anlatım biçimini (ana karakterin geçmişteki kendini görmesi) tüm filmine yayan Cronenberg, eşi benzeri olmayan bir deneyim yaşatıyor seyirciye." diye nitelendirmesi düşündürdü beni. Fakat "çok sağlam bir kanıt olarak Bergman"ın ortaya sürülmesine karşılık, yine de bulamadım yaşadığım eşsiz deneyime ilişkin bir ipucu.

    Existenz için de aynı şeyi aşağı yukarı söylemek mümkün. Filmin gerçeklikle sanallık, teknolojiyle doğallık üzerine söyledikleri yeni olmayı bir kenara bırakın, yönetmenin 1983'te çığlık gibi ortaya koyduğu Videodrome'un çok çok gerisindeydi.

    Bir delikle insanların omurgalarına doğrudan bağlanan oyunlar...

    Espriyi bulduk, gerisi: Yaşasın görüntünün egemenliği! Çok çok zorlansa, belki, Hollywood sinemasına biraz hiciv.

    Burada önemli bir ayrım kendini gösteriyor. Bir üst-söylenin taşıyıcısı ya da değil, "tüme" ilişkin düşünenler için önemli bir soru:

    Cronenberg'in insan vücudunun deformasyonu üzerinde bunca durması, kişiliğinin bir uzantısı ya da üzerine gitmeye çalıştığı bir insanlık durumunun ifadesi olarak mı, yoksa kısır bir düşgücünün piyasa koşullarında kendine yer edinme çabası olarak mı görülmeli? Derinliğine bir araştırma, yeni bir atardamarın keşfi, bir saplantının çözümlenmesi mi onda izlediğimiz, yoksa "O'nun üslubu" -O burada büyük- yaftasının gerekçesi, alçakça bir kandırmaca, üç kuruşluk bir dalavere mi?

    Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

    © Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
    http://kirpi.fisek.com.tr