kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

"Sinemanın Faydaları"

Eren İnan Canpolat

27 Temmuz 2003 Pazar günü Hürriyet Keyif'te Atilla Dorsay'la yapılmış bir röportaj yayımlandı (Mevlüt Tezel, s.14). Röportajın sonunda Dorsay'ın "sinemanın faydaları"ndan söz etmesi isteniyor. Soru kadar Dorsay'ın verdiği yanıt da ilginç: "Asla yaşayamayacağınız çeşitli hayatları bize tanıtır. Hayal dünyamızı genişletir, ruhumuzu yeniler." Bu değerlendirme sinemaya dair hiçbir şey taşımıyor. Herhangi bir sanat dalıyla ilgili kurulabilecek yuvarlak cümleler bunlar. Ancak röportajın daha ilginç olan bölümleri Amerika'ya ve Hollywood sinemasına ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı bölümler. Sinemayı bir "toplu eğlence ve kitle iletişim alanı" olarak tanımladıktan sonra şöyle söylüyor Dorsay: "Hollywood'un gücü ortada. Bu bir olgu, buna karşı mücadele etmek Don Kişotluk'tan başka bir şey değil. Ama hiç mücadele etmeyelim anlamına gelmez. İster Arnold'un filmi olsun ister Fransız filmi, fark etmez. İyi filmin izlenmesi için elimden gelen her şeyi yaparım." Burada "güç"ten kastedilen şey, sinemanın bir sanat olarak ilerlemesine yapılan katkı değil, dağıtım tekeli. Bu yaklaşım bir politikacıya ya da bir ekonomiste ait olsaydı, üzerinde fazla durmak gerekmezdi, ama durum biraz farklı. Dünyanın başka yerlerinde ne kadar başarılı filmlerin yapıldığının önemi yok, Hollywood, benzer senaryolu filmleri yalnızca gişe başarısını hesaplayarak piyasaya sürsün ve bir sinema eleştirmeni de bunu "güç" olarak tanımlasın. Sonra, tabii ki bu "güç"e karşı savaşmak Don Kişotluk gibi görünür gözüne.

Böyle bir "güç" analizinden sonra bu gücün kalıcı olup olmadığı meselesine gelip dayanıyor sorun. Buna, Amerikan sinemasına ideolojik yaklaşmamak gerektiğini söyleyerek yanıt veriyor Dorsay ve ekliyor: "İnsanlar Amerika'nın politik düşüncelerine karşı olan nefretlerini Hollywood'a kusuyorlar. Ben Amerikan sinemasına bu kadar ideolojik yaklaşmıyorum. Bir ülkenin sanatıyla o ülkenin ideolojik tavrını birbirine karıştırmamak lazım. Şunu açıkça söyleyeyim, ben Amerikan sinemasını temelde seviyorum. Amerikan sineması çağın nabzını tutuyor, filmleri büyük kitlelere iletiyor. Ama son dönemde Amerikalılar gerçekten işin cılkını çıkardılar. Özel efektler her şeyin üzerinden adeta silindir gibi geçmeye başladı. Hikâyeler birbirine benzemeye başladı."

Bu cümlelerin her biri ayrı ayrı ele alınmayı fazlasıyla hak ediyorlar. Basını, üniversiteleri, Hollywood'u ve hemen hemen bütün federal yönetimi komünistlerin yuvalandıkları propaganda merkezleri olmakla suçlayarak özellikle sinema dünyasına yönelik saldırılar başlatan (Charlie Chaplin Amerika'yı terk etmek zorunda kalır) MacCarthy'yi, ya da Marshall planı kapsamında Fransa'ya yönelik yardıma karşılık, Fransa'da yabancı filmlerle uygulanan kotanın kaldırılmasını talep eden Truman'ı anmak bir ülkenin sanatıyla o ülkenin ideolojik tavrının nasıl birbirine karıştırılabileceğine ilişkin güzel örnekler. Aslında bunlar, yani Amerika'nın olduk olmadık zamanlarda sinemaya yönelik sert önlemler alması ve Hollywood'u dünyada egemen sinema endüstrisi haline getirerek kendi ideolojik yaklaşımını diğer ülkelere ihraç etmeye çalışması son derece olağan, çünkü sinemaya, ya da herhangi başka bir sanata ideolojiyi bir kenara bırakarak yaklaşmak olanaklı değil. Zaten Dorsay'da daha sonra "11 Eylül'den sonra Hollywood'un Amerikan milliyetçiliğini yüceltmesini nasıl karşılıyorsunuz?" sorusuna verdiği yanotta adeta kendisini tekzip ediyor:
Amerika savunmaya geçti. 11 Eylül olayları Amerikan milliyetçiliğini adeta kamçıladı. Doğrudur, çok aşırı milliyetçi filmler vizyona girdi. Bu durum II. Dünya Savaşı ya da Kore Savaşı sırasında da olmuştu. Yani, Amerika ne zaman büyük bir savaşa katılsa milliyetçiliği kamçılıyor. Ama bu defa daha da yoğun oldu. Çünkü savaşın da ötesinde adamları adeta evlerinde vurdular. Bu yüzden belki de milliyetçiliğin dozu da biraz arttı ve gerçekten kabul edilemeyecek düzeyde Amerikan milliyetçiliğine dayalı filmler izledik. Tabii adamlar dünyanın hakimi. Bu filmleri yapıyorlar ve bize kadar da geliyor. Ne yapalım, izlemeyelim, diyeceğim. Halkımız böyle koyu Amerikan milliyetçiliği olan filmlere gitmesinler. Bunlar Amerikan yönetimine destek ve moral vermek için yapılan filmler.

Kendisi de kabul ediyor Amerika'nın "milliyetçilik" yaptığı filmleri piyasaya sürdüğünü. Tek fark bunun her zaman yapılan bir şey olduğunu söyleyememesi. Keşke Atilla Dorsay birkaç tane de film ismi verseydi de halkımız "milliyetçilik" yapılan bu filmlerin hangileri olduğunu gitmeden öğrenselerdi. Ancak daha kestirme bir yol var: hiçbir Hollywood filmine gitmemek.
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr