kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Talk To Her ve Requiem For a Dream

Barış Acar

Almodovar'ın "Talk to Her" filminin açılış sahnesinde orta yaşlarda bir kadın, her yanı boş sandalyelerle dolu sahnenin bir o yanına bir bu yanına koşmaktadır. Üstünde geceliğiyle, gözleri kapalı bu koşuya iki kişi eşlik eder. Biri, onun önünde, kendini yaralamaması için boş sandalyeleri sağa sola iten bir erkektir. Diğeriyse, sahnenin arka kısmında kadınla aynı hareketleri, yalnız biraz gecikmeli olarak, yapan bir genç kadındır.

Nasıl okuyabiliriz bu sahneyi?

Elbette, bakanın gözüne göre değişir burada anlatılan. Dolayısıyla yorumdur:

Sahnede iki kişi var: Kadın ve erkek. Cinsel kimlikle ilgili bir sorgulama var karşımızda. Kadın düşte gibi. Sahnede koşturup duruyor. Ruhsal durumu ne olursa olsun (ister sevinçli, ister üzgün) duygularının dışavurumunun çok şiddetli olduğunun bir göstergesi bu. Dış gerçekliği önemsemiyor. Kendini yaralamak pahasına atıp duruyor kendini oradan oraya. Tabii etrafındaki birine zarar verip vermeyeceğini de hiç düşünmeden.

Zarar gören: Erkek. Ester Villar'ın Kölenin Mutluluğu'nda dediği gibi; Kendini kadına adayan erkek, onun düşlerini özgürce yaşamasını kendi özgürlüğü olarak görüyor. Harap, bitap düşmüş. Ceketi üzerinde yampiri duruyor. Kadının neden bu durumda olduğunu da anlamış görünmüyor kötüsü. Onun görevi bu: Kadını sandalyelerden korumak.

Sandalyeler: Ruhsuz kalabalık. İçleri boş bir doluluk. Baudelaire'in "Herkese Kendi Düşü"ndeki gibi. Kimin için? Elbette ki, yapayalnız aşk için. Erkek ve kadın için...

Peki arka sahnede kadınla aynı hareketleri yapan genç kadın kim?

Olasılıkla, bu bir düş. Kadının gördüğü düş. Hatta bir adım daha ileri gidelim. Kadının düşünde yine kendi. Gençliği. Ve dayanamıyor acısına, sonunu bildiği bir düşü yaşamanın. Kaos.

Sonunda kadın duvara çarpıp düşüyor ve tabii yansıması da... Ayakları zemine yapışacak yerde, yaşanan acıyı göstermek için kalıyorlar duvarın üstünde, ve yavaş yavaş sarkıyorlar aşağı.

Kadın ve Düş. Kadın ve Bedeni. Kadın ve Boş Sandalyeler. Kadın ve Teşhir.

Adam hiçbir şey yapamıyor. Yapamaz.

Aronofky'nin "Requiem For A Dream" filminin sonunda; yaşamları paramparça olmuş, yalnızlıklarını birazcık olsun gidermek isterken iyice yapayalnız kalmış bütün karakterler, ana rahmindeki çocuğun yatış pozisyonuna, bacakları karınlarına çekik ve elleriyle bacaklarını kucaklamış pozisyona dönerler.

Cinayetin tek sebebi yalnızlık mıdır? Yalnızlık tüm cinayetlerin açıklaması olarak düşünülebilir mi?
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr