kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Bu yazı, Monthly Review'ün Eylül 2002 tarihli sayısından çevrilmiştir.

Kapitalizmin İkiz Krizleri: Ekonomik ve Çevresel

Fred Magdoff

[*]Tarih, bize daha kapitalizm varolmadan insan etkinliği sonucunda ortaya çıkan pek çok çevresel kötüleşme [degradation] gibi pek çok da ekonomik durgunluk ve çöküş örneği sunuyor. Ama kapitalizmin merkezi karakteristiği 'zenginliği sürekli olarak harcayıp biriktirmek- sonu gelmeyen ekonomik ve çevresel krizlere neden oluyor.

Kapitalizmin Ekonomik Krizler Üretme Eğilimi
İş döngüsünün, doğal olarak, normal çıkışları ve inişleri var ve bunlar sırasında oluşan durgunluklar bir çok yaşama zarar verirken bir çoğunda da huzursuzluk yaratıyor. Bunlara ek olarak, tıpkı 1990lar'ın ikinci yarısında olduğu gibi dönemsel olarak abartılmış hareketlilik balonları da pek çoğu için sürekli olacak büyümelerle beraber varlık gösteriyor. Ayrıca bazen, son on yılda Japonya'da olduğu gibi uzun süreli düşüşler de gözleniyor. Daha önceleri yine bu derginin sayfalarında belirttiğimiz gibi, son çeyrek yüzyılda bazıları kapitalistlerin gelişmede genel bir yavaşlamaya giderek kâr fırsatlarını azaltmaya çabaladıklarını söylemeye başladılar[1]. Geleneksel üretim endüstrisi pazarları verimli üretilmiş metalarla doyurduğu için yatırım, ekonominin perakende ve hizmet sektörlerine (mâli sektör dahil) kaydı. Her ne kadar ABD ekonomisine göre önemini 1980 öncesinde artırmış olsa da, asıl bu tarihten sonra kapitalistler yeni gizil [potential] kâr merkezleri 'fast-food, iş için bilgisayar desteği, sağlık kayıt işlemleri, vb.- gördükten sonra hizmet sektörleri hızlı bir gelişme kaydettiler. Ayrıca bazı şirketlerde çok az şey üretme ya da hiçbir şey üretmeme gibi gittikçe artan bir eğilim vardı. Bazıları yeni pazarlar 'yoğun ortak lobi faaliyetleri sonucunda özelleştirilen elektriksel güç pazarı gibi- yaratıp "ürün"ü alıp satarak kâr sağlamaya çalıştılar. Enron gibi bir çok finans şirketi kendileriyle işleri içerisinde çok az fiziksel tesis bulunduğu için "yükte hafif" oldukları için övünüyorlardı. Amaç 'spekülasyon ve değiş-tokuşla- havadan kâr etmek. Sermayeyi sınırlı üretim fırsatı olan bir çevrede toplamaya çalışmak, insanları para harcamaya, spekülasyona (bir başka deyişle kumara) ve açık dolandırıcılığa ikna etmeye yarayan bitimsiz numaralara neden oluyor 'Enron, Xerox, Worldcom ve Global Crossing varken başka lafa gerek var mı?

Kapitalizmin Ekolojik Krizleri
Ekonomik krizlere yönelik eğilim kapitalizmin asıl karakteristiği olsa da çağdaş krizlerin amansız kâr takibinden ortaya çıkan ikinci bir temel biçimi var 'çevresel kötüleşmenin [degradation] hızlı artışı. Çevre, en iyi, canlı organizmalar arasında süregiden etkileşimler ve değişimler ve suyun, toprağın ve havanın fiziksel görünüşleriyle, bir bütün olarak görülür (Sudaki, topraktaki ve havadaki maddeler arasında da etkileşimler ve değişimler vardır). Milyonlarca yıl süren evrim doğal sistemlerin çoğunu azot ve su döngüsü için verimli hale getirdi ve bitkilerin güneş ışığını kullanarak ürettiği enerjiyi bir organizmadan (onu yemek olarak kullanan) bir başka organizmaya, ondan bir başkasına geçen ve böyle sürüp giden nazik bir ırmak gibi akmasını sağladı. Doğal sistemlerin çoğu yaşamın devamlılığına yardım eden iyi kalitede hava ve su üretirler. Bir arada düşünüldüğünde küçük-büyük muazzam çokluktaki organizma (kısmen kendilerinin yarattığı) var olan bütün ekolojik nişleri[**] dolduruyor ve kaynakların çok azı ziyan oluyor.

Ne var ki, on dokuzuncu yüzyılın ortalarında Marx kendisinin "metabolik çatlak" dediği, kapitalizmdeki gelişmelerle doğal azot döngüsünü kıran şeye işaret etti. Erken sanayileşmeden kaynaklanan genç nüfusları beslemek için kentlere yiyecek nakledildikçe, toprak, besleyici maddelerden mahrum kaldı ve yiyecek artıkları 'en çok da insan yerleşimlerinin lağımları ve çöpleri- ırmakları kirletti. Bu "metabolik çatlak"tan kaynaklanan ve en geniş anlamıyla kapitalizmin doğayla olan etkileşimini karakterize eden çevresel sorunlar günümüzde çokça bizimle birlikteler[2].

Bütün diğer amaçların üstünde olan kâr arayışının çevre üzerindeki yan etkileri kaçınılmazdır. Suyun, havanın ve toprağın kirlenmesi, tek amaç olan kâr için düzenlenmiş sistemlerin yaptığı ve üretimin doğal yan ürünleridir. Kapitalist üretim ve değişim mantığı içerisinde, endüstriyi çevre üzerinde en az olumsuz etkiye sahip yöntemleri bulmaya yönlendirecek ya da zorlayacak hiçbir iç mekanizma yoktur. Söz gelimi, mal üretiminde yararlı bulunan yeni kimyasallar insanlar ya da diğer canlı türleri üzerinde zararlı etkileri olup olmadığına dair en küçük bir değerlendirmeye tabi tutulmadan rutin olarak kullanılıyorlar. Bir başka örnek, çiftliklerde aşırı kalabalık ve sağlıksız koşullarda beslenen hayvanların yiyeceklerine katılan antibiyotiklerin rutin yanlış kullanımı. Bu, zararlı organizmaların, antibiyotiğe dayanıklı türlerinin oluşmasına neden oluyor. Dahası, ABD'de ve diğer yerlerde oluşan otomobil merkezli toplumun büyük çevresel sonuçları oldu. Muazzam varoş alanları bazen topluluklar arasındaki sınırları kısmen silen "megatropolis"lerde birleşiyorlar. Diğerleri varoşlarda çalışırken bazılarının kentte çalışmaları gibi, işe arabayla giderek yapılan yakıt israfı varoşlaşma hikayesinin yalnızca bir parçası. Yalnızca arabalarla gidilebilen kapalı alışveriş merkezlerinde alışveriş yapmak ve çocukları okula ve oyun oynamaya arabayla götürmek önemli mesafelerde yolculuğu gerektiriyor. Bu, bir yandan yenilenemez fosil yakıtların ve metallerin tükenmesine neden olurken diğer yandan da zararlı gazların yayılımı çevresel zarara neden oluyor.

Bu Krizlerden Herhangi Biri Kapitalizmin Çökmesine Neden Olacak mı?
Sol içerisinde ekonomik krizin veya çevresel krizin ya da herhangi birinin, ya da her ikisinin birden sistemi kendi kendine çökertecek kadar belirgin ve ciddi hale geleceğine inanan medyumlar var. Ne var ki, kapitalizm yineleyen krizlere karşı kendini çabuk toparlayan bir yapıda olduğunu kanıtladı. Ne zaman sisteme karşı ciddi bir tehlike ortaya çıksa, ya da normal anlamda denetimin işlemediği görülse, bir tür faşizm her zaman olasılık olarak kenarda duruyor. Ama, "birinci dünya" [ülkelerinin] işçileri tarafından kullanılan bilgi kaynaklarının çoğunun kapitalizmin propagandasının çıkış noktalarından ibaret olduğu bilinirken, bu, sistemin merkezindeki ülkeler için çok nadiren gerekli oluyor. İşçilerin çoğu, çok sık olarak sistemdeki mevcut konumlarını, büyük servet eşitsizliğini ve yinelenen ekonomik çöküşleri "normal" olarak görüyor. Sınıf hareketi, hâlâ, ABD'deki ve diğer zengin ülkelerdeki işçi sınıfının zaman zaman yüksek ücretler, sosyal güvenlik, işsizlik sigortası gibi anlamlı zaferler kazanması ve daha sonraki zamanlarda bunların aşınması biçiminde bir med-cezir içerisinde.

Son çeyrek yüzyıla, işçi ücretlerine yapılacak yeni zamlar yavaşlatılırken işçi sınıfının ve orta sınıfın kazanımlarının tırpanlandığı büyük ölçüde başarılı olmuş girişimlerle, sermaye 'yavaş büyüme ve beklenenden düşük kâr sorunlarına karşılık- ücretli sınıf savaşı damgasını vurdu. Büyük mâli krizler baş gösterdiğinde 'tasarruf fonlarının ve tefecilerin iflası, 1997-1998 Asya krizi, üçüncü dünya ülkelerinin neredeyse aralıksız hâle gelen borç krizleri vb.- sermaye temsilcileri, acı kitlelere yayılırken kapitalizmin varlığını koruduğundan emin olmak istiyorlar.

Çevresel sorunlar üzerine mücadele de 'toprak, hava ve suyun zehir ve diğer zararlı kimyasallarla kötüleştirilmesi [degrade], büyük orman alanlarının yok edilmesi, yenilenemez kaynakların tüketilmesi ve birçok canlı türünün soyunun tükenmesi- sınıf mücadelesine benzer bir biçimde bir med-cezire doğru gidiyor. Yeterince insan 've bazen sermayenin temsilcileri dahi- kendi sağlıkları ya da gezegenin uzun vadeli iyiliği üzerindeki tehditten endişelendikleri ve ona karşı harekete geçtikleri zaman, kapitalist üretimin ikiz krizlerinden biri olan çevresel kirliliğin ortadan kaldırılması için gerçek bir süreç başlayabilir. Doğal olarak, sermayenin tüm çabası bu türden temizliklerin maliyetini olanaklı olduğu sürece genel vergi gelirleri yoluyla topluma yaymak olacaktır.

Bizler bugün ABD'de sermayenin doğanın kendisini toparlama sürecini yavaşlatmaya ya da tersine çevirmeye çalıştığı bir döneme tanıklık ediyoruz. Geçenlerde yapılan, otuz üç yerleşim bölgesinin yaklaşık yarısında temizlik için kaynak bulunmadığı açıklaması, böylesi bir karşı saldırının başlıca örneğidir. Her ne kadar çevresel zarara yönelik çabalar 'belediyelerin atıksu arıtma tesisi kurmaları gibi- genel yerel vergiler, eyalet vergileri ya da federal vergilerden ödense de, muazzam süperfon [superfund] kimyasal endüstriye ve petrol endüstrisine konulan vergilerle kuruldu. Süperfon'un amacı ABD'deki en çok kirlenmiş bölgeleri temizlemekti. Fon 1980'de Buffalo (New York) yakınlarındaki Love Canal'daki sağlık felaketinin yaygınlığı keşfedildikten sonra ülke çapında oluşan öfkeye karşı bir tepki olarak kuruldu, ki orada üzerinde bir insan yerleşiminin kurulduğu toprak zehirli atıklarla doldurulmuştu. O zaman Pennsylvania'dan Senatör John Heinz'ın ortaya koyduğu gibi: "Love Canal'daki insanlar evlerinden sürüldüler. Pittston'da (Pennsylvania) insanlar, günlerce siyanür gazı soluma korkusuyla yaşadılar. Youngsville'de (Pennsylvania) PCB atıkları kentin su kaynağının aşağı yukarı 100 yard (yaklaşık 91.44 metre 'çev.) uzağında toprağa sızdılar. Amerika'nın her yanında binlerce Love Canal, Pittston ve Youngsville var." Ancak 1995'teki ortak karşı atak endüstrinin üzerinden Süperfon vergisini kaldırttı. Fona para sağlanması genel vergi gelirleri dışında birkaç yıl daha sürdürüldü, ama şimdi Süperfon tükenmeye yüz tuttu. Atıklarla kirletilmiş bölgelerin temizlenmesi için yapılan mücadele sürüyor. Kongre şu anda Süperfon'a ve ABD Çevre Koruma Kurumu'na genel gelir sağlanması için endüstriye yeniden vergi konup konmamasını tartışıyor 'bir mahkeme kararı otuz üç yerleşim bölgesinden bazılarına sınırlı miktarda fon sağlanacağı söyleniyordu.

Endüstrinin zararlı atıkları pek çok insanı öldürmeye devam mı edecek? Zehirli çöpler yoksul yerleşimlerin yakınlarına yerleştirilmeye devam mı edilecek? Hastalık organizmalarının yeni antibiyotik dirençli kuşakları mı oluşacak? Toprağın yoksullaştırılması yiyecek yetiştirmeyi daha pahalı bir hale mi getirecek? Küresel ısınma beraberinde iklim düzeninde ve ovaları sel basmasında değişiklikler mi getirecek? Bazı genetik modifiyeli organizmaların ya da üretimde kullanılan yeni bir kimyasalın piyasaya sürülmesi öngörülemez ve ciddi çevresel zarara mı neden olacak? Atmosferin üst katlarındaki ozon tabakasının delinmesi yeni deri kanseri türlerini mi ortaya çıkaracak? Bütün bu soruların yanıtı "evet". Ne var ki bu ve diğer çevresel yıkımların toplam etkisinin bile kapitalizmin kendi kendine çökeceği türden bir krizle sonuçlanacağına inanmak için çok az neden var. Daha olası bir gelecek daha fazla insanın yan etkilerden zarar gördüğü, bir bütün olarak çevresel sorunun maliyetini toplumsallaştırıp sorunu dışlaştırmaya devam eden kapitalizm için acil bir krize dönüşmeden daha da büyüyecek bir gelecekmiş gibi görünüyor. Aslında, biyosfer geri dönülemez biçimde zarar görürken (kitlesel ve hızlı bir biçimde türlerin nesillerinin tükenmesi, küresel ısınmanın giderek artan etkileri, vb.) kapitalizmin bu yıkımın ortasında 've bazı durumlarda da bunun bir sonucu olarak- daha uzun bir süre kârına kâr eklemesi olasıdır.

Ekonomik ve/veya çevresel krizlerin kapitalist sistemin kendi kendine çökmesine neden olacağı yanılsaması bu ikiz fenomenlerin nasıl sistemin kalbine sıkıca bağlandıkları yönündeki eleştirel değerlendirme ve eğitime olan ihtiyacın gözden kaçmasına neden oluyor. Bu yanılsama, ayrıca bu türden krizlerle yüzleştiğinde kapitalizmin gösterdiği esnekliği görmezden geliyor. Gerçek şu ki, bizler kapitalizmin kendi iç çelişkileri yüzünden çöküp yok olmasını bekleyemeyiz. Kapitalizmi yıkıp yerine insancıl, demokratik ve çevreci sosyalizmi koymak toplumun büyük kesimini kapsayan bir kitle hareketini gerektiriyor.

Çeviri: Eren İnan Canpolat
Notlar:
* Fred Magdoff: Vermont Üniversitesi'nde bitki ve toprak bilimi uzmanı. Pek çok bilimsel makalenin ve (Harold van Es'le birlikte) Daha İyi Ekin İçin Toprak Yaratmak'ın (Beltsville, MD: Sustainable Agricultural Network, 2002) yazarı. Ayrıca (John Bellamy Foster ve Frederick Buttel'la beraber) Kâr İçin Açlık'ın (New York: Monthly Review Pres, 200) da derleyicisi.
** niş: bir türün aynı çevrede yaşayan başka türlerle ilişkileri ve beslenme tarzları bakımından doğal çevrede edindiği yer -çev.
1. Editörler (Fred Magdoff'la beraber), "Kapitalizmin Yeni Yüzü: Yavaş Büyüme, Aşırı Sermaye ve Dağ Gibi Sorun", Monthly Review, Nisan 2002.
2. Bu konuyla ilgili tartışma için bkz. John Bellamy Foster ve Fred Magdoff, "Liebig, Marx ve Toprak Verimliliğinin Tükenişi: Bugünün Tarımına İlgi", Fred Magdoff, John Bellamy Foster ve Frederick Buttel, der. Kâr İçin Açlık (New York: Monthly Review Pres, 2002) içinde.
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr