kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

İnsanlığın Trajedisi

Serdar Güney

İkiz kulelere yapılan saldırının sorumluluğunu Japon Kızıl Ordu örgütü üstlense de, Amerika'nın gözü şimdi Afganistan'dan ve Usame bin Ladin'den başkasını görmüyor. Oysa, Amerika'nın baş düşmanı olduğunu her fırsatta dile getiren bin Ladin, bu saldırının ardında kesinlikle kendisinin bulunmadığını, aksi yönde tek bir delilin bulunması halinde yargılanmaya hazır olduğunu bildirdi geçenlerde -Buna rağmen, modern hukukun olmazsa olmazı 'Aksi ispatlanana kadar herkes suçsuzdur', ilkesi, dünyanın en güçlü devleti Amerika ve büyük basın kuruluşları tarafından çiğnenerek, bin Ladin; yani, Afgan halkı suçlu ilan edildi. Dolayısıyla, Amerika'nın, 'Bütün deliller bin Ladin'i gösteriyor,' sözü inandırıcılığını çoktan yitirmiş durumda.

Amerika, 11 Eylül'de yaşanan trajedinin ardından, gözünü teröre dikmiş görünüyor. Peki ama, terör odağı olarak neden ille de ve yalnızca Afganistan'ı görüyor. Amerika'nın derdi gerçekten terör mü?

Bir an için bunun böyle olduğunu kabul edelim. O halde, Amerika neden hiçbir iç hesaplaşmaya girişmeden, dağlık arazilerinden başka yakılıp yıkılacak hiçbir şeyi olmayan Afganistan'ın üzerine on yıllık bir savaş planıyla gidiyor? Bu terör eylemlerinin ardında kendi dış politikalarının bulunduğunu neden kabul etmiyor? Sudan'da sivillerin Amerikan bombalarıyla öldüğünü; Irak'ta katledilen, ilaç ve yiyecek yokluğu yüzünden hayatını kaybeden insanların ölümlerinin birinci derecede sorumlusunun kendisi olduğunu; Saddam Hüseyin'in Halepçe katliamının ardında kendi alkışlarının yattığını; ölen ya da ölüm korkusuyla yaşayan her Filistinli ve İsrailli sivilin mahkum olduğu bu hayatın, Amerikanın yıllardır sürdürdüğü dış politikanın eseri olduğunu neden göremiyor? Zalimliğiyle ünlü Taliban, sokakta sakalsız erkeklere dayak atarken, zina ile suçladığı kadınları taşlayarak öldürürken ya da daha birkaç ay evvel, dünyanın en önemli tarihî kültürel miraslarından sayılan Buda heykellerini, 'Put bunlar,' diyerek birer havaya uçururken, Amerika'nın neden hiç sesi çıkmadı? Budizm, Amerikan yaşam tarzıyla uyuşmadığı için olabilir mi acaba? Peki, topraklarinin yüzde sekseni mayınlarla döşeli Afganistan'da son on yılda yetmiş binin üzerinde sivil insan bu yüzden hayatını kaybederken neredeydi?.. Oval ofisinde sigara molasında mıydı yoksa?.. Kan, gözyaşı, nefret ve trajedi üretmekten başka bir işe yaramayan bu dış politikayı terk etmeyip teröre gizli destek vererek terör illetini alt edemeyeceğini, aksine daha da körükleyeceğini anlayamayacak kadar saf olamaz Amerika. O halde, Amerika samimi değil; o halde, işin içinde başka hesaplar var.

G. W. Bush'un Başkan seçilmesiyle birlikte Amerika, dış politikasını temelde değiştirmemekle birlikte, korkutucu hamleler yapmaya başlamıştı. Örneğin, silahlanmaya hız veriyor ya da Soğuk Savaş'ın bitmesiyle rafa kaldırılan Yıldız Savaşları projesinin tozunu almaya çalışıyor, yeni bir Savunma Kalkanı projesini hayata geçirmeye çalışıyordu. Bütün bu hareketlerden, aklı başında herkes büyük bir hamlenin kapıda olduğunu sezebiliyordu. Soru, bu hamlenin neye yönelik olacağına dairdi? Silaha bu kadar yatırım yaptıktan sonra, yapılacak hamle de askerî olacaktı elbette. İşte şimdi Amerika, tükürüğüyle boğabileceği bir ülkeye on yıl sürecek bir savaşa girişmiş durumda.

Amerika'nın karıştırıcı eli Ortadoğu ve Orta Asya'dan yıllardır çıkmıyor, çıkacak gibi de görünmüyor. Hâttâ Afganistan'a yapılması planlanan bu harekatın görünmeyen sebebi de bu karıştırıcı elin yeniden harekete geçmiş olması gibi duruyor. Aslında, bunun gerçekten böyle olduğunu bize söyleyen pek çok veri de var elimizde. Her şeyden evvel, bu bölge ucu Kolombiya'ya kadar uzanan dünya uyuşturucu piyasasının gelirinin yüzde altmışını elinde tutuyor ve büyük bir ihtimalle, birileri bu büyük pazarın nimetlerini kendi cebine indirmek istiyor -keşke, 'uyuşturucu illetinden başı epeyce yanmış modern dünya için bu büyük bir tehlike ve artık bu pis gidişe birileri dur demek istiyor,' diye kurulacak bir cümlenin haklılık payı olacak bir dünyada yaşıyor olsaydık. Yine bu bölgedeki devletlerin elinde önemli nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlarla orta ve uzun menzilli balistik füzeler bulunuyor. Ayrıca, dünyanın yakın gelecekteki enerji merkezi olacak Orta Asya'nın petrol ve doğalgaz yatakları, başta Amerika olmak üzere pek çok ülkenin iştahını kabartan bir ticaret alanı durumunda. Uzun lafın kısası, bu bölgenin siyasi ve askerî dengelerinin yeniden ve birilerinin lehine kurulması gerekiyor. Ayrıca, 'ölü ya da diri' istenen bin Ladin'in Avrupa'daki pek çok bankada ve iş kollarında büyük miktarlardaki parasında amerikanın gözü var. Neresinden bakılırsa bakılsın bu veriler göz önünde bulundurulduğunda -ve tabii, bu politikalarla iş görüldüğü sürece elimizde başka veriler de olamaz- Amerika'nın karıştırıcı elinin rahat durması düşünülemez.

11 Eylül günü İkiz Kuleler'e yapılan saldırının perde arkasında, Savunma Kalkanı projesini gerekçelendirmeye çalışan Bush'un 'serseri devletler' nitelemesi yatıyor. Tabii, hemen bir 'serseri devlet' ortaya çıkaracak ve bu Savunma Kalkanı'na karşı çıkanları susturacak bir senaryo yazılması gerekiyordu, 11 Eylül günü ve sonrasında televizyon ve gazetelerimizden bu senaryoyu hep beraber izledik; bu senaryoya uygun 'serseri devlet' de hemen bulundu: Afganistan.

Bu 'karıştırıcı el', 'serseri devlet', 'senaryo' gibi tanımlamalara insanlık, tarihinin büyük bir bölümü boyunca alışkın, asıl sorun bunların varlığında da değil aslında, insanın varolduğu her yerde bu tanımlar da bir şekilde varolacaklar; asıl sorun, 21. yy.da dahi bu zihniyete dur diyecek birilerinin bulunmamasında. Demek ki, teknolojide, bilimde gerçekleştirilen ilerlemeler de insanlığın yok olmasına engel olamıyor. İlerleme adına ne yaparsanız yapın, bilime, teknolojiye ne kadar para yatırırsanız yatırın, bir yerlerde öldürülen insanların feryatlarına kulağınız tıkalıysa, tüm yaptıklarınız ancak ve ancak yıkım yaratır. İşte, insanlığın en büyük trajedisi budur.
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr