kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Bu metin, Ralph Miliband, Nicos Poulantzas, Ernesto Laclau'nun Kapitalist Devlet Sorunu adlı kitaptaki devlet ve yöntem tartışmalarına Murat Belge'nin yazdığı uzun önsözdeki "'Sorunsal' Ne Demektir?" bölümüdür. Metin kirpi'ye HİS tarafından ulaştırılmıştır. s. 11 çev.: Yasemin Berkman, Birikim Yayınları, 1977 (Not: Kitabın yeni baskılarında bu "önsöz" yok.)

"Sorunsal" Ne Demektir?

Murat Belge

Olgulara dayanmayan ya da varolan olgularla çelişen bir teorinin, elbette geçerliliği olamaz. Bu bakımdan, her teorinin, ampirik dediğimiz gerçeklikle bağıntısının inandırıcı bir şekilde kurulabilmesi gerekir. Ne var ki, "ampirik gerçeklik" dediğimiz şey de, çoğu zaman sanıldığı gibi, bir mutlak değildir. Gerçekliği kavrayabilmek için, gerçekliğe belli bir teori yoluyla bakarız. Bu, düşünmenin önkoşuludur. Örneğin, doğada yeşil bir nesne görmek için bile, "yeşil" rengi hakkında bir ön-bilgimiz olması gerekir. Bu bakımdan, ampirik olgu dediğimiz şeyler de, değişen teorik bakışlarda değişik anlamlar kazanır; hatta bazen bir teorik bakış kendi ampirik olgularını kendi keşfetmek durumunda kalır.

Basit bir örnek üzerinde konuşalım. Adamın biri İngiltere'ye gitmiş, kaldığı otelde parası çalınmış olsun. İngiliz ulusu, bireysel ahlâkının yüksekliğiyle övünür ve gerçekten de İngiltere'de böyle olayların sık sık tekrarlanmadığı genellikle bilinir. Şimdi, parasını çaldıran adamın otel müdürüne çıktığını düşünelim. Müdürün şöyle bir cevap vermesi muhtemeldir; "Beyefendi, çok özür dilerim. Bu ülkede böyle şeyler hiç olmazdı. Ama şimdi dışarıdan çok insan geliyor, böyle yerlerde bunlar çalışıyor. Tahminime göre paranızı bir Hintli ya da bir Pakistanlı çalmış olabilir." Ve diyelim ki, yapılan soruşturma sonucunda, gerçekten böyle birinin parayı çaldığı anlaşıldı.

Şimdi, bu, şüphesiz ki ampirik bir olgudur. Ama tek bir olaydır. Tek bir olaya dayanarak böyle bir durum hakkında genel bir kanıya varmak istemediğiniz için, konuyla ilgili bulabildiğiniz istatistiklere baktınız. Burada da, otel müdürünün söylediklerini genel olarak doğrulayan verilerle karşılaştınız. Böylece, tek bir adamın başından geçen olayla, genel "ampirik" veriler çakıştı. İngiltere'de yapılan hırsızlıkların çoğunda, dışarıdan gelme yabancıların sorumlu olduğu ampirik bir şekilde ispatlandı.

Bu sonuç, bizim için mutlak bir doğru mudur? Elbette ki değildir. Doğruya daha yakın bir sonuca varmak için izleyeceğimiz yol da başkadır. Şimdi, bu yolun nasıl izleneceğine bir bakalım.

Ortada, anlamadığımız bir olay vardı (çalınan para, kimin çaldığı?). Otel müdürü bu olayı basitleştirerek "teorik" diyebileceğimiz bir açıdan baktı. Teorisi gereği, filancaların bu parayı çalmayacağını, ama falancaların çalabileceğini söyledi. Teorisi, sonradan, ampirik gerçeklik tarafından doğrulandı.

İlk soracağımız soru (varılan genel sonuç bizi memnun etmediği için yeni sonuçlar sormak gereğini duyuyoruz), müdürün teorik açısını oluşturan öğelerin neler olduğudur. Fazla ayrıntıya girmeden, bu açının İngiliz milliyetçiliği açısı olduğunu herhalde rahatlıkla söyleyebiliriz. Böyle bir teorik açıyı oluşturan çeşitli ögeler vardır ve bunlar birbirlerine bağlı kavram ve nosyonlardır. Bir kere, adamın hırsızlığa bakışı, hırsızlığı ahlaksızca bir davranış olarak niteleyişi, bir yüz karası gibi görmesi vardır. Ayrıca, saygı duyduğu değerlerle kendi yurttaşlarını özdeşlemesi söz konusudur. Bundan başka İngiliz olmayan, üstelik renkli halklara karşı tavrı vardır. Bunlar ve buna benzer başka tavırlar, nosyonlar, inançlar, bakış açısını belirleyen öğelerdir. Buna bir de eski Commanwealth'den gelen renklilerin İngiltere'nin toplumsal hayatında yarattığı duruma karşı politik tavrını ekleyin. Bu tavır, şüphesiz çok daha eski koşullanmalardan da kaynaklanacaktır. Britanya İmparatorluğu'nun azametine karşı nostaljik duyguları, bugüne karşı böyle nedenlerle duyduğu tepki, vb. Bu öğeleri, sayısız çoğaltabiliriz. Ama önemli olan bütün bunların bir araya gelerek, bir çeşit yarı bilinçli, yarı bilinçsiz sistem oluşturması. İşte bakış açısının altında yatan ve onu belirleyen, birbirine bağlı, birbirini sistemli bir biçimde tamamlayan bu kavramlar ve nosyonlar yumağına, "sorunsal" diyoruz.

Otel müdürü, oteldeki hırsızlık olayına, İngiliz milliyetçiliği sorunsalı içinde baktı. Öte yandan, ampirik gerçeklik de onu doğruladı. Şimdi biz ne sonuca varacağız? Söz konusu sorunsalın, olayları açıklamaya yeterli olduğu sonucuna mı? Varmayacaksak, ampirik gerçekliğin doğruladığı bir durumu biz nasıl yalanlayacağız?

Bunun bir yolu olgular, yani aynı ampirik gerçeklik üzerinde oynamak. İstatistiklerde verilen rakamların doğruluğundan şüphe edebilir, bunları araştırabiliriz. Acaba adamlar iftiraya mı uğradı diye düşünebiliriz. İngiliz yurttaşlarının işlediği suçları sayıp, bunları ötekilerin yanına koymayı deneyebiliriz. Bunlardan, otel müdüründe cisimleşen görüşü çürütecek veriler çıkarırız belki. Ama ya çıkaramazsak? O zaman, bütün bu uğraşlardan sonra, müdür karşısında kesin bir yenilgiye uğrarız herhalde.

Oysa sorun olguları yeniden yorumlama sorunu değildir. Çünkü bu olgular, bize, müdürün sorunsalı içinde verilmiştir. Biz bu olguları müdüre karşı kullanmaya çalıştıkça, aslında müdürün düşünce sistemi, müdürün sorunsalı içinde hapsolup kalırız. Üstelik, bu çabalarda, olguları müdüre karşı çevirme uğraşının boşa çıkması tehlikesi de işin cabası.

En azından, hırsızlığın çok kötü bir ahlak suçu olduğu, bu suçu işleyenlerin kendini de, halkını da lekelediği konusunda, farkında olmadan, müdürle aynı doğrultuda düşünmeye başlamışızdır. Oysa, acaba bu yargı doğru mu?

İşte bu gibi sorular akla gelmeye başlayınca, sorun değişir. Bizim yapmamız gereken şey, olgularla uğraşmak değil, olguları içerisinden gördüğümüz sorunsalı değiştirmektir. Bunu yaptığımızda, bambaşka bir durumla karşılaşırız.

Hırsızlık niye yapılır? Hırsızlık yapan insanın ekonomik durumu nedir? Bunlardan belki daha da önemlisi, kültürel koşullanmaları nelerdir? Bundan sonra, İngilizlerin niçin az hırsızlık yaptığını, buna karşılık İngiltere'deki yabancıların hangi nedenlerle daha fazla hırsızlık yaptığını, İngiltere'de her gün aşağılanarak, güç koşullar altında çalışan bir yabancının, hırsızlık dediğimiz olayı nasıl bir anlayışla değerlendireceği gibi sorular sorarız. Bunları sormakla, şüphesiz, tarih ilkesini de bu küçük analizimize katmış oluruz.

Bütün bu soruları sorduktan ve cevaplarını aldıktan sonra artık yepyeni bir yerde buluruz kendimizi. Otel müdürünün sorunsalından çıkmış, bütünüyle değişik bir sorunsala girmişizdir. Ama olgular değişmemiştir. Otelde parayı çalan adamın uyrukluk durumunda ve istatistiklerde verilen rakamlarda bir değişiklik yoktur. Öte yandan, bunların anlamının değişmediği de elbette söylenemez. Bizim yeni sorunsalımız içerisinde, aynı ampirik olgular, şimdi çok daha farklı bir gerçekliği işaret etmektedir.

...


"Pratik, teorinin nihai ölçütüdür, ama bundan önce, bir teorinin doğruluğunu ölçmek için teorinin kendi sağladığı ölçütleri de vardır. Bu da, teorisinin sorunsalını oluşturan kavramların o teorik sorunsal içinde tutarlılığıdır. Bunu kavramak, tarihi maddeciliği çeşitli pragmatik tutumlardan, çeşitli eklektik tutumlardan ...korumak bakımından son derece önemlidir..."

"Pratiği, mekanik bir şekilde teorinin doğruluğunun ölçütü olarak kabul etmek, ... teoriyi, ampirizme açma tehlikesi taşır içinde. Yukarıda gördüğümüz gibi, ampirik olgular, doğru olmayan teorileri de doğruymuş gibi kanıtlayabilir. Bu nedenle, teorinin doğruluğu, pratik ölçütünün yanısıra, teorinin sağladığı içsel ölçütleriyle de sınanabilir, sınanmalıdır."

"Fakat şüphesiz, nihai ölçüt pratiktir. Pratiğin karşımıza çıkardığı birtakım olgular, o zamana kadarki teorimize uymayabilir, teorimizle çelişebilir. Bu durumda, yukarıdaki örneğin başlangıcına dönmüş oluruz. Yani, teorimize uymamakta inat eden "ampirik olgu"larla uğraşacağımıza, bu gerçeklik alanına, değişik bir teorik alandan bakmamız gerekir; yani, sorunsalımızı değiştirmemiz gerekir. Çünkü, sorunsalı değiştirmeden, o an karşımıza çıkan özel duruma çare olarak, ufak tefek kavram değişiklikleri yapmak, özünde, "eklektizm" dediğimiz olayın ta kendisidir. Bu küçük eklektik eklemeler zamanla birikir ve belli bir yere gelindiğinde, teorinin, başlangıçtaki öncülleriyle herhangi bir ilgisi kalmadığı görülür. Oysa bu tavır içinde olan kişi, böyle davranmakla, teorinin bütünlüğünü koruduğuna kendisini ve başkalarını inandırmıştır. Demek ki, aynı durumu bir başka şekilde formüle ederek, bir aşamadaki dogmatizmin, daha ileri bir aşamada ciddi bir revizyonizme yol açacağını söyleyebiliriz."
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr