kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

İmparatorluk İdeolojisinin Yapısökümü: Vanilyalı İdeoloji

Barış Acar

Mircea Eliade, "İmgeler ve Simgeler" isimli çalışmasında "en silik varoluşta bile simge kaynamakta, en 'gerçekçi' insan bile imgelerle yaşamaktadır." der. Ünlü din tarihçisi bunu söylerken, gerçeği kavramak isteyen zihnin imgeleri kullanması gerektiğini savlamaktadır. Ona göre kavramlar bu iş için yeterli değildirler. Çünkü "gerçek" çelişki doludur ve onun bu karmaşık yapısını ancak aynı anda çok sayıda anlama atıfta bulunan "imge" bizim için görünür kılabilir. İfadelerin Kantçı terminolojiye gönderisi olan idealist yapısını bir kenara bırakarak söyleyecek olursak; Eliade, hayatî bir çizgi üzerinde dans etmektedir. Bu çizgi, kâh örtük kâh açık olarak, Platon'dan Althusser'e kadar pek çok düşünürü uğraştırmış ve hâlâ da pek çoğunu uğraştırmakta olan "ideoloji" sorunsalını imlemektedir. Çünkü, her dönemde kavram ve onun kullanımı, imge ve onun kullanımı, belki de Derridacı anlamda, dil ve onun kullanımı, birbirini çok yakından ilgilendirmiştir. Herhangi bir şeyi tanımlarken kullandığımız sözcüklerin, aslında çoğu kez onun işleviyle ilgili olmasından çıkarsayabiliriz bunu. Arada kuracağımız ilgi açıkça ideolojik bir yönelime doğru akmaktadır (Bu anlamda Şerif Mardin'in ideolojiyle Kant'ın felsefi sistemi arasında kurduğu ilgi dikkat çekicidir. Bkz. MARDİN, Şerif. İdeoloji, İletişim Yayınları, İstanbul, 2002, s. 25-27.). Tanımını nasıl yaparsanız yapın, içeriğini ve işlevini nasıl belirlerseniz belirleyin ideoloji kavramının, Marx'tan Lenin'e, Dilthey'den Freud'a, Weber'den Mannheim'a, işlevselci bir şekilde "kitle" teorilerinin üzerinde hareket alanı bulduğu görülecektir.

Bu noktada kavramsal spekülasyonları, refleksiyonlu düşünceyi bir kenara bırakarak olguların kendileriyle ilgilenmek gerekmektedir. İdeolojinin neliği, onun ne yaptığıyla doğrudan ilgilidir çünkü. Edimlere yönelerek düşünmek, belki de, gerçek anlamda onun doğasını anlamamızı da sağlayacaktır.

Yusuf Eradam'ın küresel bellek üzerine denemeler olarak tanımladığı "Vanilyalı İdeoloji" kitabı işte böyle bir çabanın ürünü. Yıllarca Amerikan kültürü üzerine ders vermiş bir öğretim üyesinin; Protestanlıktan Amerika'nın keşfine, Amerikan edebiyatından Hollywood sinemasına, Huntington'dan 11 Eylül'e kadar, bir proje olarak dünyanın sömürgeleştirilmesi anlamına gelen "küreselleşme" olgusu üzerine düşünmelerini içeriyor Vanilyalı İdeoloji. Kültür örüntüleri içerisinde, adeta bir yapısökümüne girişerek ilerleyen Eradam, "bilinç uyandırmak süreci çabasında tuz olmak" diyerek tanımlamış çalışmasını. Eliade'nin sonsuz bir huzur duyarak selamladığı imgeleri, Eradam, elinde kazma küreğiyle karşılamış sanki; Amerikan kültürünün satır aralarına girerek, Kristof Kolomb'un düşlerinin, Tom Cruise'un jestlerinin sürçtüğü yerleri bulup çıkarmış.

Küresel belleğin kaydını tutanın yolculuğu, bir kahraman parodisi ya da trajedisi olan kuruluş öyküsüyle başlamış. Öncelikle, Kolomb'un "mistik doğuyu ele geçirme düşleri"nin giderek "ahlakî doğaçlama" peşinde koşan büyük Amerikan kahramanı mitini nasıl yarattığı gözler önüne serilmiş. Max Weber'in "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu" isimli çalışmasında, reformla birlikte kilise otoritesinin yaşam üzerinde yeni bir anlam içinde ortaya çıkması olarak nitelediği; tanrıyla, tanrısal olanla özdeşleştirilen, dolayısıyla ilk adımından itibaren kutsal olana giden yolda dünyevîliği "meslek" olarak edinen Calvinizmin bu söylen içerisindeki yeri araştırılmış. Kitap boyunca fetih stratejileri ve mikro-politikalar ilişkisi öne planda tutulmuş. Başlangıç simgeleri olarak nitelenen ve ilk harfleri alfabenin de başlangıcı olan Adem ve Adultery (zina) sözcükleri bu anlamda ele alınmış ve benliğin ele geçirilmesi sürecinin birer parçası olarak din ve cinselliğin nasıl yasaklama ve ele geçirmenin araçları olarak kullanıldığına değinilmiş. Fethetmek için sürekli hareket halinde olmayı salık veren Amerikan ideolojisinin, yolu işaret ederken aynı zamanda engeli, dolayısıyla da, 11 Eylül sonrası süreçte tanık olduğumuz şekliyle "öcü"yü ve düşmanı işaret ettiği ortaya konmuş.

Vanilyalı İdeoloji'yi, küreselleşmenin yeni-oryantalizm de denebilecek kültürel işgalciliğinin deşifresi olarak okumak da olanaklı. Said'in "Şarkiyatçılık" adlı muazzam araştırmasında bir tür paranoyaklık olarak tanımladığı "doğuyu doğulu kılma" ve dolayısıyla onu ele geçirme fikrinin yansımaları, "Matrix"ten "Kaplan ve Ejderha"ya Vanilyalı İdeoloji'nin konusu olarak işlenmiş. Kitaptaki örnekler bize, yeni bir Jean-Léon Gérôme gibi davranan küreselleşmenin kültürel silahşörlerinin, her hareketleriyle, mistik merkez olarak "küre"nin (bu noktada yine Eliade'ye dönülebilir) gücünü ve bu ahtapotvari yaratığın kollarını, bütün dünyayı kendinin kılarak, belli aralıklarla nasıl geriye çektiğini göstermiş.

Kürelleşmenin karanlık simgeler ormanında elinde boyu kadar bir baltayla ilerleyen Eradam, bayrak fetişizminden özgürlük heykeline, New York'tan Times Meydanı'na, karşılaştığı tüm işaretlerin, W. Whitman'dan Apollon'a, Toni Morrison'dan Simurg'a, yüzleştiği tüm söylemlerin bir "üst-erkin nihaî varlığı"yla nasıl ilişkilendiğini ortaya koymuş. Bu söylem içerinde kendilerini muhalefette konumlandıranlara kuşkuyla yaklaşmayı da ihmal etmemiş. Michael Moore'a, "kilise odaklı korkutma odaklarına neden karşı çıkmadığını", neden batı uygarlığının sömürgeci anlayışına değil de, yalnızca "zihinsel engelli salak bir başkana" karşı mücadele ettiğini sormuş.

Bu noktada okurla söyleşisini bireyselin alanından toplumsalın alanına çeken Eradam, kendini Zeus sanan yeni imparatorluk için; "1492'den beri giderek daha da arsızlaşarak, gözü dönmüş bir şekilde dünyamızın ırzına geçmektedir." demiş. Kitabın "Kesin Belkiler" ile "Gizli Akıllı Bomba" bölümlerinde tamamen bu doğrultuda, "kibirli ve kendini beğenmiş" Amerikan ideolojisi işlenmiş. 11 Eylül sonrasında, "öteki"ni düşman ilan eden küresel belleğin, kazanma hırsıyla çıkardığı savaşlar ve aymazlık içinde tüm dünyaya saldırması konu edilmiş. Eradam, yıkılan İkiz Kuleler'in inşaat alanına verilen "Ground Zero"nun taşıdığı anlamların ayrıntılı bir çözümlemesini de yapmış. Mel Gibson'un, "Signs" filminde, uzaylıların dünyayı işgal etmeleri yetmiyormuş gibi, şimdi de "eve" girmiş olduklarını vurgulamasının, buradaki "They are in the house!" söyleminin ne çeşit bir paranoyaklığın körüklenmesi olduğunu göstermiş. Böylece, Irak Savaşı boyunca internette dolanan "Bombing for peace like fucking for virginity" (Barış için bomba yağdırmak, bekaret için kadınları becermekle eş anlamlıdır!) sloganını doğuran "psişik beslenme çantasını"; bu beslenme çantasının "varoluşsal, ilkel ve ilk imgesel, ilk örneksel mecazlar, söylenceler, söylenler, korkular, özlemler vb. tarafından yaratılışını" gözler önüne sermiş.

Adeta bir sarmalı izleyerek Amerikan kültürü içerisinde ilerleyen Vanilyalı İdeoloji, "kült kentler" ve "küresel belleğin aşk pazarı" üzerine olan son bölümleriyle, "birey-toplum-birey" diyalektiği denebilecek bir yapı kurarak bir üst katmanda yeniden tarih içinde eyleyen özneyle buluşmuş. Kolomb'la başlayan küresel belleğin "ben"i için yolculuğun, kendini Kaf Dağı'nda sanan "kahraman"la nasıl düğümlendiği; arzuları yönlendirilmiş, simularklar içine tıkılmış "özgür" bireyin nasıl körleşmiş/ sağırlaşmış olduğu ortaya konmuş. Böylelikle, Lukacs'ın sözünü ettiği anlamda, "mevcut sosyal sistemi muhafaza etmeye yönelmiş" ideolojinin egemenliğini nasıl pekiştirdiği gözler önüne serilmiş.

Erken Rönesans'ın dahi çocuğu Giotto'nun sözleri bir kez de Yusuf Eradam'ın dilinde ses bulmuş: "İşaretlerin ateşinin yerine bundan böyle görünüşlerin pırıltısı geçmiştir."

godot_gelmeyecek@yahoo.com
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr