kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

İnkâr (Die Verneinung)

Sigmund Freud

§. 1

Analiz çalışması esnasında hastaların zihinlerine gelen şeyleri bize sunuş tarzları birtakım ilginç gözlemler yapma fırsatı veriyor. "Şimdi hakaretamiz bir şey söylemek istediğimi düşüneceksiniz, ama asla öyle bir niyetim yok". Anlıyoruz ki bu ortaya zaten çıkmış olan bir fikirdir --yansıtma yoluyla. Ya da, "rüyamdaki bu kişinin kim olduğunu soracaksınız. Annem diyeceksiniz, ama kesinlikle o değil." O halde hemen düzeltiyoruz: annesi...

Yorumlama sırasında reddedişi soyutlayarak fikrin saf içeriğini çekip alma özgürlüğünü tanıyoruz kendimize. Sanki hasta şunu demiş gibidir: "benim için, evet doğru, o kişi konusunda aklıma gelen annemdi, ama bu fikre yanaşmak gibi herhangi bir isteğim yok."

§. 2

Bu vesileyle, bilinçdışına geri-itilmiş olan şey konusunda aradığımız açıklamayı çok çok, öyle bir durumda hiç de gerçek gibi görünmeyen şeyin size nasıl göründüğünü sorgularsınız. Nedir, diye düşünürsünüz, işte bu zihninizden en uzak olan şey? Hasta tuzağa mı düşmüştür acaba ve en az inanacağı şeyi adlandırıyordur; ve bu yüzden, neredeyse her zaman, kesin bir itirafta bulunuyordur. Bu deneyimin tam bir karşıtı semptomlarını anlaması başarılmış takıntılıda (obsesyonel) beliriyor: "Yeni bir takıntılı tasavvur geldi başıma. Aklıma düştü ki bu fikir şu anlama geliyor tam da: ama hayır, bu olamaz aslında, doğru olamaz çünkü o zaman aklıma gelmezdi..." Tedaviden anladığı şey sayesinde reddettiği doğal olarak yeni takıntılı tasavvurun kesin anlamıdır.

§. 3

Geriye itilmiş, baskılanmış bir tasavvur veya düşüncenin içeriği demek ki bilince kadar erişebiliyor --ancak sadece inkar edilebiliyorsa. İnkar baskılanmış olanın bilincine varmanın bir tarzıdır; daha şimdiden, açık konuşmak gerekirse, bastırmanın kalkmasıdır; ama kesinlikle söylemek gerekir ki bu asla bastırılmış olan şeyin kabullenildiği anlamına gelmiyor. Burada entelektüel işlevin duygusal süreçten nasıl ayrıldığını görüyoruz. İnkar sayesinde bastırma sürecinin sonuçlarından yalnızca biri ortadan kalkıyor; öyle ki içeriğini oluşturan tasavvur bilince varamıyor. Buradan da bastırmaya dokunan esas meselenin direncine rağmen, bastırılmış olanın bir tür entelektüel kabulü doğuyor [1]. Analiz çalışması sırasında çoğu zaman aynı durumun çok önemli ve oldukça garip başka bir değişimini yaratmış olabiliyoruz. Aynı zamanda inkarı yenmeyi ve bastırılmışın tam anlamıyla entelektüel bir kabulünü sağlamayı başarıyoruz --ama tabii ki bastırma süreci bununla ortadan kalkmış da olmuyor.

§. 4

Düşüncenin içeriklerini onaylamak veya reddetmek yargılama adını verdiğimiz entelektüel işlevin işi olduğuna göre, biraz önce dikkat çektiğimiz noktalar bizi bu işlevin psikolojik kökenine vardırıyorlar. Bir şeyi yargılayıp inkar etmek temelinde şu anlama gelir: elbette ki bastırmayı tercih edeceğim bir şey bu. Mahkum etmek bastırmanın, geri itmenin entelektüel, zeka tarafından kotarılan bir alternatifidir; onun Hayır'ı bizzat markasıdır, bir köken etiketidir --sanki biraz "Made in Germany" gibi. İnkar sembolü aracılığıyla düşünce bastırmanın sınırlarından kurtarır kendini ve kendi hedefine varabilmek için vazgeçemeyeceği bazı içeriklere yeniden kavuşur.

§. 5

Yargılama işlevinin alabileceği iki karar vardır esas olarak. Sözel olarak bir şeyin belli bir niteliğini ya ona atfeder, ya da bu niteliği reddeder --ve bir tasavvur için de gerçeklikte varolmayı ya onaylar ya da reddeder. Hakkında karar verilen özellik kökeninde iyi ya da kötü, faydalı veya zararlı olabilir tabii. En eski oral dürtü hareketlerinin dilinden ifade edersek: şunu yemek, ya da kusmak istiyorum; ve tartıştıklarımıza uygularsak, şunu kendi içime almak, bunu ise içimden atmak istiyorum. O halde: bu şey bende olmalı, ya da mutlaka dışımda kalmalı. Kökensel haz-benliği, başka bir yerde gösterdiğim gibi, her iyiyi içine zerketmek, her kötüyü dışarıya atmak istiyor. Kötü, yani bana yabancı olan, yani dışarıda bulunan, bu benlik için önce hep birdir [2].

§. 6

Yargılama işlevinin diğer bir kararı, tasavvur edilmiş bir şeyin gerçekten varolup varolmadığına dair olanı nihai ve kesin gerçek-benliğin meselesidir ve ilk baştaki hazcı benlikten türer (gerçeklik sınaması). Şimdi artık benlikte algılanmış herhangi bir şeyin (yani "bir şey") kabul görüp görmemesi değildir sorun; benlikte bir tasavvur olarak hazır bulunan algıda da (yani "gerçeklikte") yeniden bulunabilip bulunamayacağıdır. Sanki bu da, görüldüğü gibi, bir içerisi dışarısı meselesidir. Gerçek-olmayan, yalnızca tasavvur edilmiş olan, öznel olan... o sadece içerimdir; öteki, gerçek-olan ise vardır hala, ama dışarımda. Böyle bir gelişme içinde haz ilkesinin ele alınışı bir kenara atılmıştır artık. Yaşam ona öğretmiştir: bir şeyin (doyum sağlayacak nesnenin) "iyi" denen bir özellik taşıyıp taşımadığını, yani benliğe kabul edilmeyi hak edip etmediğini bilmek artık yeterli değildir; onun dışarımdaki dünyada, işte orada bulunup bulunmadığını da biliyor olmak gerekir ki ihtiyacımız olduğunda gidip onu orada bulabilelim. Bu ilerleyişi anlamak için her türlü tasavvurun algılardan geldiğini, onları tekrarladığını, kopyaladığını hatırlamak lazım. Kökeninde tasavvurun varoluşu demek ki daha şimdiden ve tek başına, tasavvur edilen şeyin gerçek olduğunun bir garantisidir. Öznel ile nesnel arasındaki karşıtlık işin başında henüz yoktur. Düşüncenin bir kez algılanan bir şeyi bir kez daha hazır bulunur kılabilmesini sağlayan bir yetiye sahip olmasından, bunu ise, nesnenin öyle dışarıda el altında hazır bulunmasına ihtiyaç olmaması yüzünden başarabilmesinden gelir. Gerçekliğin sınanmasının ilk ve dolaysız amacı demek ki tasavvur edilen şeye tekabül eden bir nesneyi, gerçek algı alanı içinde bulmak değil, onu tekrar bulmak, hala orada öyle hazır ve nazır beklediğine ikna olmaktır. İşte düşünme yetisinin başka bir huyundan türeyen bir farklılığın kavranmasına yeni bir katkıdır bu herhalde. Algının tasavvurda yeniden-üretilişi onu her zaman sadakatle kopyalamaz; unutkanlıklarla, ihmallerle değişebilir, çok farklı unsurların bir araya gelişiyle değişikliğe uğramış olabilir. Gerçeklik sınaması öyleyse bu bozulmaların nereye kadar yayılabildiğini denetlemek zorundadır. Her durumda gerçeklik sınamasının temellendirilebilmesi için bir zamanlar bize gerçek doyumlar sağlamış nesneleri yitirmiş olmamız biz şarttır.

§. 7

Yargılama hareket faaliyeti seçimine karar veren entelektüel faaliyettir; düşünmenin her şeyi erteleyip durmasına bir son verir ve bizi düşünmekten eyleme geçirir. Başka bir yerde (3), düşünmedeki ertelemeye değinmiştim. Bunun bir deneme olduğu, faal bir hareketle kotarılan bir "el yordamı" olduğu, pek az bir boşalma olanağı sağlayarak gerçekleşebildiği ciddiye alınması gereken bir durum. Düşünelim bakalım: benliğimiz daha önce böyle bir el yordamı ilerleyişi nerede yaptı; şimdi düşünme sürecinde kullanmakta olduğu tekniği acaba nerede öğrendi? Bütün bunlar ruhsal aygıtın duyusal uçlarında, sınırlarında, duyuların algılandığı bir seviyede olup bitti. Bizim kabullerimize göre, algılamak aslında yalnızca pasif bir süreç değildir, çünkü benlik periyodik olarak algı sistemine azar azar bir şeyler gönderir ve bu yatırımı karşılığında el yordamıyla bulabildiği ilerleyişlerinin her birinden sonra kendini geri çekebildiği dışsal uyaranları, yeniden ve yeniden, tadabilir.

§. 8

Yargıgücünün incelenmesi bize belki ilk kez entelektüel bir işlevin en ilkel dürtüsel hareketlerin oynadığı oyunlardan doğuşunu anlamayı sağlıyor. Yargılamak kökeninde haz ilkesinden benliğe dahil etme hazzının, ya da benlikten dışlamanın türediği bir şeyin amaç kazanmış nihai gelişmesidir. Olumlu-olumsuz kutuplara sahip olması sanki, iyi bildiğimiz iki dürtüler grubu arasındaki karşıtlık karakterine tekabül ediyor. Onaylama �birleşmenin yerini alarak Eros'un parçası... ve inkar --yokoluş/yokediş dürtüsünün reddedilişinin bir devamı... O evrensel ve genel reddiye zevki, bir psikozlunun o "pek fazla" huysuzluğu, dosdoğru dürtülerin birbirlerine karışamayışının, libido unsurlarının geri çekilişinin işaretleri olarak anlaşılmalı. Yargılama işlevinin gerçekleşmesi, tamam, imkan bulmuştur; ama bunun için önce inkarın sembolü bastırmanın sonuçları karşısında düşünme eylemine birincil bir bağımsızlık derecesi ve aynı zamanda haz ilkesinin kısıtlanmasına bir engel sunmuştur.

§. 9

İnkarı böyle kavramak, psikanalizde bilinçdışından gelen hiçbir "Hayır" ile karşılaşmadığımız ve bilinçdışının tanınmasının benlik açısından ancak olumsuz bir formül aracılığıyla hissedilebileceği olgusuyla dosdoğru bir uyum içinde. Bu konuda hastanın, bunu düşünmedim, bunu (asla) düşünmüyorum gibi cümlelerle tepki gösterdiği o apaçık "bilinçdışı" keşfinden daha büyük bir kanıt zaten bulamazdık.
1925

Notlar:
1. Aynı süreç o çok iyi bilinen reddiye ve küfür sürecinin temelinde yatar: "Uzun bir zamandır migren ağrılarımın depreşmemesi ne iyi!" Ama bu yine de inanmak istemediğiniz, ve sizde zaten bulunan bir hale düşmenizin ilk habercisidir.
2. Bkz. S. Freud, X. GW.
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr