kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Okçu Ustası ve 'Unutmak' İçin

Hüseyin Kuzu

Çok eski zamanlarda... Çevrede bayağı nam salmış, orta yaşlı bir okçu ustası varmış. Bu adam dünyanın en iyi okçu ustası olmayı amaç edinmiş bir adammış. Usta her gün evinin arka bahçesine çıkıp ok talimi yaparmış. Bu Usta, her gün sadağından çektiği okları huşu içinde yayına takıp, huşu içinde nişan alıp, 50 metre uzaktaki ağacın en ince dallarını vurup duruyormuş. Karısı da ona uzaktan bakıp "Allahım mesabirim" der dururmuş.

Günlerden bir gün, Okçu Ustası yine ok atma talimi yaparken, bir köylü ona sessizce yaklaşıp, onu seyretmeye başlamış. Okçu birçok ok atıp en ince dalları vuruyor, köylü sessizce seyrediyormuş. Usta onu görmüş ama aldırmamış... Epey zaman geçmiş ama köylüde hala çıt yok. Usta, galiba tam usta değilmiş ki, köylünün kendisini taktir etmesini bekleyerek,
- Nasılım ama?
Diye sormuş... Köylü ne desin, karşısında bir usta var. Hık-mık ederek,
- Valla Ustacım, iyi güzel de... Ben uzun zaman önce... Buradan değil de aha şuradan da vuran bir usta gördüm,
Diyerek 75 metre uzağı göstermiş. Usta yiğitliğe mok sürmeyecek ya... Gidip 75 metreye durmuş ve uzun uzun bakmış. Ama buradan ince dallar neredeyse gözükmüyormuş. Ama ne yapsın? Adama da rezil olacak. Okunu takmış, uzun uzun nişan alıp, atmış, ve dalı vurmuş. Derin bir "oh" çekip,
- Oldu mu?
demiş, Köylü yine kem-küm,
- Oldu ustacım... Ama o usta ta şuradan da vuruyordu,
Diye bu kez 100 metreyi göstermiş. Usta sinirlenip, gidip 100 metreye durmuş ama oradan dallar artık gözükmüyormuş Gözü yememiş yani! Köylüyü yanına çağırıp,
- Hadi oradan be. Bak bakalım. Görmüyor musun, buradan dallar bile gözükmüyor? Gözükmeyen bir dalı nasıl vurur insan?

Köylü hala kem-küm ediyormuş ama ısrarlıymış adamı gördüğüne... Usta dayanamayıp sormuş,
- Peki, nerede yaşıyor bu adam?
Köylü tarif edip gitmiş ama Ustayı da bir meraktır almış. Sonunda dayanamayıp düşmüş yollara... Dere tepe düz ve uzun zaman gitmiş. II. Ustayı bulmuş. Bu kendisinden 20 yaş daha yaşlı, 60 yaşlarında bir adammış. Bizimki selam verip durumu anlatmış. Biraz da meydan okuyarak marifetini göstermesini istemiş. II. Usta bunu baştan aşağı süzüp, gel, demiş. İkisi arka bahçeye çıkmışlar. II.Usta, "at bakalım" demiş. Bizimki, nasılsa garanti diye, 75 metreye durup, uzun uzun nişan almış ve okunu atmış ve dalı vurmuş. Sonrada ok ve yayı II. ustaya uzatmış. O da 100 metreye geçmiş. Oku yaya hızla takıp, nişan filan almadan, atıp vurmuş. Bizimki, görülmeyen dalın nişan almadan nasıl vurulduğuna şaşkın bakarken, yay ve oku ona uzatan II. Usta,
- Hıh... 75 metreden görülen dalı nişan alarak vurmak okçuluk değildir ki?
- Peki ya nedir usta? Bana bunun sırrını öğretir misin?

II.Usta, "Mesela" demiş.
-Bak bakalım şu beyaz duvarda ne görüyorsun?
Bizimki üç metre ötedeki duvara bakmış, bir şey görememiş. Usta biraz daha yaklaşmasını istemiş, yine bir şey yok. Biraz daha yaklaşınca, sonunda bir küçük böcek görmüş. II.Usta,
- Bak gördün mü? Sen daha pireyi deve gibi görmeyi bile bilmiyorsun!. Bunu bilmeyince deveyi pire gibi de göremezsin tabii,
Demiş. II. Usta, "Mesela" diye devam etmiş ve ona yaklaşıp, tokat atacak gibi, elini onun gözleri önünden geçirmiş. Bizimki gözlerini kırpınca, II.Usta,
- Ohoo.. Bak gözlerini de kırptın. Sen daha durum ne olursa olsun, gözünü kırpmamayı da bilmiyorsun. Hadi git şimdi bunları öğren de gel...

Bizimki eve dönmüş. Duvara, pire kadar bir leke koyup, 2 metreden uzun uzun ona bakmaya başlamış. Haftalarca bakmış, sonra bir adım geri çekilip yine bakmış, sonra yine bir adım daha geri... Sonra karısı dokuma yaparken, gelip dokuma tezgahı altına yatmış... Gözleri açık mekiğe bakmaya başlamış. Haftalar boyunca mekiğe daha yaklaşıp, mekiğe gözleri açık bakmış. Ta ki mekik kirpiklerine değse bile gözlerini kapatmamayı becerinceye kadar. Böylece konsantre olmayı öğrenmiş.

Sonra gidip II. ustanın karşısına dikilmiş. İkisi bahçeye çıkmışlar. Bizimki 100 metreden nişan almadan gözükmeyen dalı atıp vurmuş.
- Tamam mı ustacım? Ben de senin kadar usta bir okçu oldum mu artık?
Demiş. II.Usta,
- Valla bilmiyorum. Benim sana öğreteceğim bu kadar. Ama biliyor musun benim de bir ustam var. O benden daha iyi bilir bu sanatı...
Demiş. Bizimki ustanın ustasının yerini öğrenip yine düşmüş yollara. Yine dere tepe düz ve uzun zaman gitmiş, adamı bulmuş. Bu da 80 yaşlarında bir ihtiyarmış. Selam verip, durumu anlatmış. III. Usta da onu dışarı çıkarıp, göster marifetini, demiş. Bizimki gayet rahat, 100 metre ötedeki dalı nişan almadan atıp vurmuş ve gururla bakmış ustaya. III. Usta, ona az ötedeki korkunç bir yar/uçurumu gösterip,

- Pekiii... O zaman git şu uçurumun ucuna kadar yürü. Sonra da şu karşıdaki ağacı bir vur bakalım,
Demiş. Bizimki, insanın başını döndüren uçurumun ucuna yürümüş ama ayakları da titremeye başlamış. Sonunda okunu takıp karşıdaki ağaca atmış ama ağacın gövdesini bile vuramamış. Şaşkın ve boynu bükük yaklaşmış. III.Usta,
- Eee... Hani sen durum ne olursa olsun gözünü kırpmıyordun? Hani sen pireyi deve gibi, deveyi de pire gibi görüyordun? Ver bakayım şunları bana...

III.Usta yayı ve oku ondan alıp, uçurumun ucuna gayet sakin gidip, oku yaya takmış ve nişan almadan uçurumun öte kıyısındaki çok uzak bir ağacın gözükmeyen bir dalını vurup, gelmiş. Bizimki, bu işin sırrını sorunca, III. Usta, onun sadağındaki bütün oklarını alıp,
- Hadi bakalım şimdi bir ok tak yayına da at...
Demiş. Bizimki şaşkın...
- İyi ama usta oksuz nasıl atıcam.
- Eee... Ama biliyor musun, en iyi bir okçu oku olmayan adamdır.
Bizimki yayına zahiri bir ok takıp atmış. Usta, vurdun mu?, diye sorunca emin olmadığını söylemiş. III. Usta onun yayını da alıp,
- Aslında, iyi bir okçu oku ve yayı da olmayan adamdır. Şimdi at bakalım.

Adam bu kez zahiri yay ve okla atmış. Ama yine vurduğuna emin değilmiş. Usta ona,
- İyi. Git bunları öğren de gel o zaman...

Bizimki eve dönmüş... Başlamış zahiri yay ve okla talim etmeye. Karısı hala, Allahım mesabirim, çekip duruyormuş ona bakıp... Ama Usta sonunda bütün öğrendiklerini harmanlayıp yaysız ve oksuz ok atmayı öğrenmiş. Gidip III. Ustanın karşısına dikilmiş. Dışarı çıkıp denemişler. Bizimki, çok uzakta, gözükmeyen bir dala, nişan almadan, yaysız ve oksuz atmış okunu. Usta,
- Vurdun mu?
- Vurdum.
- Evet vurdun,
demiş onu takdir ederek.
- Tamam mı usta? Senin kadar iyi bir okçu oldum mu şimdi?
- Valla bilmiyorum. Benim sana öğretebileceğim bu kadar. Ama biliyor musun, benim de bir ustam var. O bu sanatta benden çok daha iyidir.

Bizimki IV. Okçu ustasının yerini öğrenip düşmüş yollara. Bu seferki 100 yaşında, neredeyse yerinden bile kıpırdayamayan bir yaşlı adammış. (Belki de Yıldız Şavaşların'daki Jedi imiş bu adam) Bizimki yine selam verip derdini anlatmış. Ama bizimki yay, ok, nişan almak, atmak filan falan dedikçe, yaşlı Usta buna habire,
- Peki niye geldin? Ne yayı ne oku?
Deyip duruyormuş. Bizimki adamın bunadığına karar verip, belki de hatırlar diye, yayı ve okunu ona göstermiş. Usta onları alıp uzun uzun bakmış ve;

-Haa... Şimdi hatırladım. Peki o eşekler söylemediler mi sana... "En iyi okçu aslında oku ve yayı unutan adamdır"
demiş...!
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr