kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Öykü'nün Dramı

Elif Çınar

"Seni dinlemeyecektim." dedi, Hilmiye hanım, başını hızlı hızlı sallayıp kendi söylediklerini onaylayarak. "Alacaktık Öykü'yü yanımıza, gidecektik bir gelinlikçiye, şöyle şöyle bir gelinlik istiyoruz, diyecektik. Kesip dikip verecekti elimize. Ne sinir yaşardık, ne stres." dedi. Azize hanım, ağır gövdesini koltuğa bırakırken ellerini havaya kaldırıp bronşlarından gelen bir hırıltıyla, "Allahım, sen bana sabır ver, yarabbi!" diye inledi. Azize hanımın tam karşısındaki koltuğa az önce oturmuş olan Hilmiye hanım, Azize hanımın oturduğunu görür görmez heyecanla yerinden kalkıp odanın ortasında dikilen Öykü'nün yanına yürüdü.

Öykü'yü kolundan tutup pencereye doğru çekerken, "Gel, bak, Azizeciğim," dedi, "gel, ışıkta bak." Eliyle, Öykü'ye arkasını dönmesini işaret ederken, "Göz var, nizam var. Şimdi, sence, bu dikiş pot mu, pot değil mi?" diye sordu. Soruyu Azize hanıma sordu ama Öykü'yü kendine çevirip gözlerini kızın gözlerine dikti ve yanıtı ondan bekledi. Provası yapılmakta olan gelinliğin içinde dakikalardır ayakta durmaktan bitkin düşen Öykü, oraya buraya çekiştirilmekten şaşkına dönmüş, boş boş, bir büyük görümcesine, bir küçüğüne bakıyor, artık, konuşulan hiçbir şeyi anlamıyor, sadece kendisine söylenileni yapıyordu. Hem, biricik aşkıyla hayatını birleştireceği o düğün günü, sevdiği adama kusursuz görünmek istiyor, hem de, saatler süren provayı bitirmek, karmakarışık, döküntülerle dolu bu odadan bir an önce kurtulmak için can atıyordu. Yüzünü ekşiterek, "Bilmiyorum, Hilmiye abla, arkamı göremiyorum." diye mırıldandı, ağlamaklı, bıkkın bir sesle. Hilmiye hanım, Öykü'yü kolundan tutup köşedeki boy aynasının önüne sürükledi. Öykü, sırtını aynaya dönüp başını geriye çevirerek aynada Hilmiye hanımın işaret ettiği yere bakarken, Hilmiye hanım, "Şurada işte, bak, tam şurada potluk var." dedi. Alçak sesle, "bu, ona büzgü, diyor, süs diyor." diye fısıldadı Öykü'ye.

Kendini bütünüyle koltuğa bırakmış, ellerini yelpaze gibi sallayarak yüzüne serinlik vermeye çalışan Azize hanım, potluk lafını bir kez daha duyunca yerinden hışımla kalktı. Aynaya doğru yürürken, "Hiç hoş bir tarz değil. İnsan birinden bahsederken, bu, diye konuşmaz, ayıptır." dedi. Alnını sıvazlayarak gelip Öykü'yü hızla pencerenin önüne götürdü. Onların peşinden pencereye seğirten Hilmiye hanım, "Ben, bu, derken seni değil, dikişi kast etmiştim, Hilmiyeciğim." dedi, burnunu kıvırarak. Azize hanım ona baygın bir bakış atıp Öykü'ye döndü.

Azize hanımın saç bağı gevşemiş, özenle bağladığı sarıya boyanmış kıvırcık saçlarının bir kısmı şakaklarında, kulaklarının üstünde kabarıp tel tel dağılmış, bir kısmı terli boynuna ve yanaklarına yapışıp kalmıştı. İkide bir sıvazladığı için kâkülü düzleşip tepesine yapışmıştı. Azize hanım, pencereden gelen ışıkta, fermuar dikişine dikkatlice baktıktan sonra kolundan tuttuğu Öykü'yü Hilmiye hanımın karşısına getirip bıraktı. Öykü'ye arkasını dönmesini söyleyip "Hilmiye, sen bu dikişe pot diyorsun öyle mi?" diye sordu. Yanıt beklemeden devam etti, "Onu, gelinliğe farklı bir hava katsın diye, özellikle yapmış olabileceğimi, bunun, benim tasarladığım bir süs, bir işçilik olduğunu düşünemiyor musun? Potluk motluk yok, artık pot lafını duymak istemiyorum." "Ay, yapma, Azizeceğim," dedi Hilmiye hanım, gerdanındaki zinciri sinirli sinirli parmağına dolarken, "İşçilik, ayrı şey, potluk ayrı şey. Bu, hiç de büzgüye benzemiyor. Hem buraya büzgü gider mi? Kalın kumaşta büzgünün ne işi var? Dökümlü durmaz ki, bak işte böyle pot gibi durur. Benim bildiğim, bir model seçilirken kumaşın kalınlığına, inceliğine göre seçilir; beden ölçüleri göz önüne alınarak seçilir. Öykücüğümün incecik bir beli var ama maalesef, bu büzgüler onun belini kütüğe döndürmüş." Hilmiye hanım, Öykü'yü belinden kavrayıp "Şöyle, sımsıkı saracaktı kumaş, bu narin bel ortaya çıkacaktı," dedi, "ama" diye devam etti, öfke ve şaşkınlıkla kendisini dinleyen Azize hanıma ters ters bakarak, "sen ne yapmışsın, kızda göğüs namına hiçbir şey yokken, derin mi derin bir göğüs dekoltesi koymuşsun. Kusura bakma ama, bu dekolte için, şöyle, iri iri, tombul tombul göğüsler olacaktı ki ortaya göz dolduran bir manzara çıksın. Şuna bak, oyuk yerden kupkuru kemik görünüyor. Yani, gören, kumaşa kıyamadın sanır." "Ay, sen hiçbir şeyden anlamıyorsun" dedi Azize hanım, masanın üstünden küçük bir kumaş parçası alıp boynunun terini silerken, "benim amacım o dekolteye bakan kişiyi hayal kırıklığına uğratmak, görmek istediği şeyi göstermemek, gizli olanı, saklı güzelliği keşfetmeye zorlamak." dedi. Hilmiye hanım elini beline koyup "Ayol, ne demeye hayal kırıklığına uğratacaksın, neyi saklayacaksın, ne demeye saklayacaksın? Öykücüğümün bacakları muhteşemdir. Koy etek ucundan basen altına kadar gizli bir yırtmaç, al sana gizli güzellik!"

Kendi fikrine hayran kalan Hilmiye hanım, yeni öneriler sıralamaya hazırlanırken Azize hanım susturdu onu. "Seni dinlemeye vaktim yok." dedi, küçümser bir bakış atarak, "çok işim var. Allah aşkına Hilmiye, çık dolaş biraz; beni rahat bırak da işime bakayım." Hilmiye hanım, gitmeye, hele hele susmaya hiç mi hiç niyetli olmadığını göstermek için az önce oturduğu koltuğa yeniden oturup "Kızma ama," dedi, "sen orijinal kalıba bağlı kalmadan çalıştın, ondan olmadı bu gelinlik. Ne geçmişin modası, ne şimdiki zamanın; ne geçmişten izler var, ne günümüzden. Bu ağırlıktaki kumaşı incecik, ip gibi, iki askı taşır mı? Şuna bak, ipler nasıl oturmuş omuza, kızın kolları kangren olacak! Yığdın önüne model kitaplarını, şu modelin üstü güzel, ötekinin altı değişik, berikinin sırtı bilmem ne... Bir ondan, bir bundan kalıp çıkardın, araya da kendi yaratıcılığını serpiştirdin, işte sonuç ortada. Gelinlik desem gelinlik değil, sabahlık desem sabahlık değil." "Ben," dedi, Azize hanım, hiddetle, "nereye ne takılacağını, neyin kalıpla, ölçüyle, neyin göz kararı yapılacağını senden öğrenecek değilim. Her şey kalıpla yapılmaz. Yaratıcılık diye bir şey var. İnsan, kendi yaratıcılığını sergilemeli. Bir modelde, bir kalıpta olan ötekinde yoksa, hepsinin karışımı farklı bir tasarım, yepyeni bir model çıkarabilirsin ortaya. Modern giyim tarzının kurallarından biri olarak çok anlamlığa yol açmayı seviyorum, bu da benim tarzım ve bunda da başarılı olduğumu senin eleştirilerinden anlıyorum. İşçilik mi, yoksa bir kusur mu, belirsiz olması, kafa kurcalaması... işte harika olan bu. Ben de bunu yaptım, kendi kişisel modelimi yarattım; kendi özgün yorumumu ve değerlendirmemi yaparak. Yeni tarzlar üretmeyen kişinin yaptığı iş bana eksik geliyor. Ama tabii, sana kalsa, ser kalıbı, kes kumaşı, tamam. Sen de çok iyi biliyorsun ki, benim tasarladığım kıyafetler ödül aldı kurstaki defilelerde; başını kaldırıp karşındaki duvara bakarsan, hatırlarsın. Dikişimi herkese beğendirdim, bir sana beğendiremedim. Neden? Çünkü tarzımı anlamıyorsun. İnsan, anlamadığı bir konuda ne sıfatla yorum yapar ki!" "Bu da laf mı şimdi!" dedi Hilmiye hanım, alıngan bir ifadeyle, "Yaptığın hatayı söylemek için stilistlik sertifikası mı alayım? Kurs görmedim ama az çok ben de anlıyorum dikişten. Evde benim de makinem var, ben de bir şeyler dikiyorum, unuttun mu? Bu boncuklar, pullar çok hafif, çok bayağı bir hava vermiş gelinliğe," dedi. "bence gelinliğin daha ağır başlı, daha törensi bir görüntüsü olmalıydı." Azize hanım, "Ben burada askeri üniforma dikmiyorum, şekerim." diye bağırıp susturdu Hilmiye hanımı. "Ben özgün ve özgür tasarımlar yaratıyorum. Kalıpların dışına çıkıyorum. Kendimden bir şeyler katma özgürlüğünü yaşıyorum, anlatabiliyor muyum. İstediğim kumaşı seçer, istediğim modeli dikerim. İstediğim boncuğu takar, istediğim pulu yapıştırırım, kimse karışamaz." Hilmiye hanım, aynı hiddetle, "Bunu kendi kıyafetlerinde yap, ama Öykü'yü böyle kendine yakışmayan bir gelinliğin içine sokmaya çalışma. Sırt dekoltesi görünecek diye Öykücüğüm o güzelim saçlarını neden tepesine toplamak zorunda kalsın?" dedi kaşlarını olabildiğince kaldırarak.

Azize hanım, derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalışarak, "Yaptığım her şeyi açıklamak zorunda değilim," dedi, "ama yine de söyleyeyim, ben o dekolteyi Öykü'nün cinsel cazibesini artırmak için öyle tasarladım ve görünmesi gerekiyor." Hilmiye hanım, tek kaşını kaldırıp tepeden bir bakışla Azize hanımı süzerek, "Ne demek cinsel cazibe? Cinsel olmayan cazibe de mi var?" dedi. Azize hanım, elini göğüslerinin üzerine bastırarak, "Ayol, güldürme beni," dedi, "bilmiyor musun sahiden? Vaktim olsaydı sana uzun uzun anlatırdım ama şimdi çok işim var ve müsaade edersen işimi yapmak istiyorum." Kalkık kaşı yerine inerken Hilmiye hanım, koltuktan kalkıp odanın ortasında duran Öykü'nün yanına yürüdü. "Yani ben demek istedim ki, Öykücüğümün cinsel cazibesi yok mu da ona dekolte bir yaka oyuyorsun. Boyu posu yeter onun, değil mi Öykücüğüm?" dedi Öykü'nün saçlarını okşarken. "Bilmem ki," dedi Öykü, "tek bildiğim, o gün, Ömür'e çok güzel görünmek istediğim. Hiç görmediği kadar güzel görsün beni. Ömür, bana baktığı zaman o güne kadar hiç yaşamadığı duygular yaşasın, hiç tatmadığı, hiç bilmediği... Bana baktığı zaman yüreğindekilerin yansımasını bulsun yüzümün her kıvrımında." Gözleri buğulandı Öykü'nün. Sanki Ömür karşısındaymış gibi heyecanlandı. Titreyen sesini kontrol etmeye çalışarak devam etti, "Ömür, bana bakınca büyülensin; bildiklerini unutup benimle yeniden keşfetsin her şeyi, bildiğini sandığı ne varsa benimle yeniden öğrensin." Öykü'nün bu içten sözleriyle duygulanan iki görümce, şefkatle Öykü'nün sırtını sıvazladılar. "Öğrenir öğrenir, sen hiç merak etme." dedi Azize hanım. "Evet evet, sen hiç merak etme Öykücüğüm." dedi Hilmiye hanım, gelinliği baştan aşağı süzerken.

Azize hanım, Öykü'den saçlarını toplayıp kendi etrafında yavaş yavaş dönmesini istedi. Öykü, olduğu yerde dönerken, o da gelinliği bir kez daha gözden geçirdi. "Ayol, niye Öykücüğümü döndürüyorsun, sen onun etrafında dönsene." deyip bir kahkaha attı Hilmiye hanım. Azize hanım, birkaç saniye durduktan sonra, elini beline koyup "Hayır, efendim, ben dönmeyeceğim, gelinim dönecek!" dedi titreyen, tiz bir sesle. Sersemleyen Öykü, sendeleyerek dönmeye devam etti. Hilmiye hanım, pencerenin önünde duran Azize hanımla Öykü'den biraz uzaklaşıp gözlerini kısarak uzun uzun inceledi gelinliği.

İncecik alınmış, geniş kavisli kalkık kaşlarını çatıp öylece durdu bir süre. Sol kaşını havaya kaldırıp alnını kırıştırarak, "Şimdi bir şey daha söylesem, yine bağırıp köpüreceksin." dedi. "Neymiş?" dedi Azize hanım, yüzünde sanki gülüyormuş gibi bir ifadenin belirmesine neden olan gerilmiş kasları seğirirken. Hilmiye hanım, rimelin yapıştırdığı kirpiklerini birbirinden ayırmak için işaret parmağının tırnağıyla kirpiklerini tarayarak düzelttikten sonra, yaş biriken gözünü kırpıştırarak, "Ama bak, sinirlenmek yok." dedi. "Ben sinirlenmiyorum ki, beni sen sinirlendiriyorsun. Ay, lütfen Hilmiyeciğim, vallahi tansiyonum çıktı; başım dönüyor. Sen git, biraz çarşı pazar dolaşsana. Biz de işimize bakalım." dedi eline yapışan bir şeyi silkeler gibi, kollarını iki yanına hızla bırakırken. "Azizeciğim, niye sinirleniyorsun! Tabii ki söyleyeceğim. Gelinimiz o gece bir peri kızı kadar güzel olsun istiyorum. Kusursuz olsun istiyorum. Bu halde insan içine çıkamaz. Etek boyuna bak, arka kısa, ön uzun. İşte, gel, bak. Kör olsa görür, bilmiyorum yani." dedi. Koşar adım kardeşinin yanına gidip onun baktığı yerden gelinliğin etek uçlarına bakan Azize hanım, "Ayol, kız kambur duruyor da ondan." diye bağırdı. Öykü'ye dik durmasını söyleyip Hilmiye hanımın yeniden dikkatlice bakmasını istedi. Hilmiye hanım, masadan mezurayı alıp gelinliğin belden etek ucuna kadar olan kısmını önce önden, sonra arkadan ölçtü. Tırnağıyla işaret koyduğu mezuradaki rakamları gösterirken, "Bak, ön taraf yetmiş, arka altmış sekiz buçuk santim." dedi. Azize hanım, şaşkınlık içinde, "Aaa! Gözümden kaçmış. Bunu nasıl yapmışım, ben de inan anlayamadım." dedi, Öykü'nün gözlerine bakarak. Öykü, görümcelerini kırmaktan çekinerek, telaşla, "Azize abla, en usta terziler bile hata yapar. Sıkma canını. Ben şimdi çıkarayım şu gelinliği. Biraz dinlenelim. Sonra gene devam ederiz." deyip büyük görümcesini sakinleştirmeye çalıştı.

Hilmiye hanım, Öykü'ye ölçü almadan gelinliği çıkarmaması gerektiğin söyleyip masadaki toplu iğne kutusunu almaya giderken, "Ay, yeter!" diye bağırdı Azize hanım. "Yeter artık canım! İşaret falan koyma. Değiştirmeyeceğim. Ben tarzımla bir ruh yarattım, ben gelinlik dikmedim, bir tablo çizdim, diyorum. Yarattığı modelde düzeltme yapan insan, mekanik hata yoksa, kendine inanmıyor demektir. Ben, anlayışıma uygun şeyleri düzeltirim ama eğrilik var gibi görünse de değiştirmeyeceğim. Bu, çok yerinde bir görünümü berbat edebilir. Benim işime karışma. O kadar biliyorsan oturup kendin dik. Her şeye bir kulp takıyorsun. İnsan elinden çıkıyor, tabii ki ufak tefek hatalar olacak. Haşa huzurdan, ben Allah mıyım ki kusursuz yapayım? Pireyi deve yapıyorsun, ne var bir buçuk santimde? Ön, yerlerde sürünüp arka diz hizasında olan bir sürü model var, hiç mi görmedin!" dedi. Hilmiye hanım, boynundan sol göğsüne inen uzun saç örgüsünü hışımla arkaya atarken, "Seni dinlemeyecektim!" dedi. Azize hanım, "Ben sana bir şey söyleyeyim mi Hilmiyeciğim," dedi, kesim masası olarak kullandığı büyük yemek masasındaki karışıklıkta dil altı hapını ararken, "Sen yeniliğe, farklılığa kapalı, herkesin bir örnek giyindiği modellere heves eden, geri kafalı, zevksiz birisin. Bu gelinliği diktiğim iyi oldu, seni tanıma fırsatı buldum." dedi küçümseme dolu bakışlarını Hilmiye hanıma dikerek. "Komiksin!" dedi Hilmiye hanım, aynı bakışlarla karşılık verirken.

Birbirlerini ikna etmekten çok birbirlerini alt etmek istiyorlarmış gibi peşi peşine sıralıyorlardı sözcükleri. Gelini, gelinliği unutup karşılıklı koltuklara oturarak birbirlerinin kişilik yapılarıyla ilgili tahliller yapmaya giriştiler. Genç kız, kanepede duran çantasından cep telefonun çıkardı. "Ömür, aşkım, beni gel bu gece kaçır." yazıp mesajı nişanlısına gönderdikten sonra gelinliği çıkarmaya koyuldu.
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr