kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Kastanien Bulvarı

Alkım Saygın

Aslı'ya

1923 yılının Şubat ayının on dokuzuncu günü Profesör Felix Krownunber, biraz temiz hava almak ve düşüncelerini toparlamak için Invaliden Caddesi numara yedideki dairesinden çıkıp Kastanien Bulvarı'na doğru yöneldi.. Dışarda iliklerine kadar işleyen soğuk hava, ona Petersburg'daki günlerini anımsattı. Üzerine aldığı kalın paltoya sıkıca sarındı. Kafasına kasketini, ellerine de eldivenlerini geçiren Krownunber, bütün bu soğuklara aslında alışkındı. Herşeye rağmen yeniden Belin'de olmak onun için tarif olunmaz bir mutluluk kaynağıydı; ama kafası sorularla doluydu.

Berlin'in puslu havası ve hüzün kokan şehir dokusu bu şehri onun gözünde vazgeçilmez kılmaktaydı. Kastanien Bulvarı'nın ise onun gözünde ayrı bir yeri vardı. İlk gençlik yıllarının engel tanımaz coşkusunun devrimci ruhuna karıştığı o günlerde Kastanien Bulvarı'nın kaldırım taşlarından başkaldırının ve isyanın kokusu savrulurdu. Kastanien Bulvarı, Berlin Proleter Öğrenci Cephesi (BPÖC) üyelerinin bir toplanma ve toplu direniş noktasıydı. Henüz on beş-on altı yaşlarında olan genç Krownunber, bu Bulvar üzerinde çok hırpalanmış, ne var ki bu Bulvar o ve arkadaşları hırpalandıkça isyanın ve toplu direnişin bir simgesi haline gelmişti.

İşte yeniden Berlin'deydi ve yeniden Kastanien Bulvarı'nda yürüyecekti..


Yatılı olarak okuduğu Tiergarten Lisesi'nden 1903 yılında mezun olduktan bir yıl sonra, kazandığı Tiergarten Özel Bursu sayesinde Hukuk okumak için Çarlık Rusya'da bulunan Petersburg Üniversitesi'ne gitti. Kendisi rahip olan babası, oğlu Felix'in de bir rahip olmasını istiyor; ama onun dintanımazlığı, babasının elini kolunu bağlıyordu. Oğlunun meslek seçimi konusunda tavsiye vermekle yetinen baba Krownunber, oğlunu, o dönemlerde çok saygın bir meslek olan avukatlığı seçmesi yolunda yönlendiriyordu. Krownunber de kendisine en uygun mesleğin avukatlık olduğunu düşünüyor; bunun yanı sıra bir de felsefe eğitimi almak istiyordu. 12 Ocak 1904 günü Petersburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kayıt yaptıran genç Krownunber, kendisini sıcak günlerin beklediğinin farkındaydı aslında. Bolşevikler, Çarlık Rusya'da birşeylerin değişeceğinin sinyallerini veriyor, yönetimde kilit noktalara kendi yandaşlarını yerleştiriyordu. Krownunber de bunu biliyordu; BPÖC, toplantılarda bu yaklaşmakta olan değişimin haberlerini, üyelerine taşıyordu. Bolşeviklerin yürüttüğü hazırlıklar el altından sürdürülüyor ve bu hazırlıklar Dünya Proleterler Birliği Cephesi'ne (DPBC) anbean rapor ediliyordu. Baba Krownunber gibi hiçbir Berlinlinin bu hazırlıklardan haberi yoktu.

Çarlık Rusyası'nın uyguladığı ekonomik politikalar yirminci yüzyılın başlarında Rus halkının refah düzeyini yükseltme amacından uzaklaşmakta; bu politikalar savaş "yatırım"larına dönüştürülmekteydi. Avrupa devletleri arasında hızla ivmelenen silahlanma yarışının etkisiyle Rus güvenlik politikaları, önceleri Slavlaştırma hareketlerine ve daha sonraları da savaş yatırımlarına dönüştürülüyor, bu sayede Çarlık hem yeni ekonomik sömürgeler elde etmiş hem de kendi toprakları üzerine olası saldırıları engellemek için sömürgelerinin kıta sahanlığını kullanarak kendisini güven altına almış oluyordu. Ne var ki artan silahlanma yarışı, Rus halkının ve özellikle de Rus köylüsünün yaşam düzeyini düşürüyor, Rus köylüsünü Çalığa karşı isyanın eşiğine getiriyordu. Avrupalı devletler, silahlanma yarışıyla kendi halklarına yeni iş olanakları sunmakta, yeni silah fabrikaların kurulmasını ve yan sanayi kollarının gelişmesini sağlayarak halklarının refah düzeyini artırmaktaydı. Çarlık Rusya ise bu devletlerden aldığı silahlarla hem büyük bir borç batağına sürükleniyor, hem de Rus halkını ekonomik yönden kendi kaderlerine bırakıyordu. Genç Krownunber Çarlık Rusyanın başkenti olan Petersburg'a vardığında bütün bu gelişmeleri izlemekteydi. Henüz on sekiz yaşında olmasına rağmen bu gelişmelere kayıtsız kalamayacağını ve mutlaka birşeyler yapması gerektiğini düşünüyordu: o, kendisi gibi düşünen ve dünyanın kaderini yaşamaktansa dünyanın kaderini değiştirmeye çalışan insanların olduğunu biliyor ve tarihin olağan görünen akışından büyük bir sorumluluk duyuyordu.

Henüz Petersburg'a gitmeden önce 1902 yılının Ocak ayının ilk Pazar günü Kastanien Bulvarı'nda "Rus Halkına Destek Yürüyüşü"ne katılmıştı. Kastanien Bulvarı'nda toplanan on bin kadar BPÖC üyesi polisle çatışmaya girmiş yüz doksan öğrenci hayatını kaybetmiş, binlercesi de yaralanmıştı. Daha o günlerde Krownunber resmi devlet politikalarına karşı devrimci arkadaşlarıyla birlikte bir onur mücadesi vermeye, gerekirse hayatını bu yola adamaya söz vermişti.

8 Şubat 1904 günü başlayan Japon saldırıları, Petersburg yıllarının ilk ve en önemli olayı olmuştu. Petersburg'a geleli henüz bir ay bile olmamıştı ve kendisini bir savaşın içinde bulmuştu. Çarlığa bağlı kuvvetler ağır bir hezimete uğratılacak, savaş tazminatıyla Rus halkının yaşadığı ekonomik sıkıntılara bir yenisi eklenecekti. Bu olay ve daha sonra Çarlık'ın yaşayacağı bütün ekonomik-sosyal bunalımlardan her biri, Petersburg'da öğrenci olaylarının patlak vermesine sebep olacaktı.

Kastanien Bulvarı'na adım attığı ilk anlarda biraz uzaktan gelen slogan sesleri, kendi öğrencilik yıllarını anımsatmıştı Krownunber'e.. Yaşadığı bütün o savaş yılları ve 1905 Devrimi'nin atmosferi işte böyle akıp gitmişti gözünün önünden, Kastanien Bulvarı'nda yürürken. Artık otuz yedi yaşındaydı ve Cambridge Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde yaptığı iki yıllık "zorunlu görev"in ardından yeniden Berlin'de ve yeniden Kastanien Bulvarı'ndaydı..


Tarihe 'Kanlı Pazar' olarak geçen 22 Ocak 1905 günü saat altı buçukta uyanmıştı. Yatakhanenin kireçtaşı kokan koridorlarından geçerek lovaboya gitmiş, yüzünü yıkamış, tıraş olmuştu. Yaklaşık bir hafta önce aldığı mektupta DPBC'nden arkadaşı Paveriç, Rus Emekçiler Derneği'nin bugün saat on bir buçukta düzenleyeceği gösteriden bahsediyor, kendisinin bu gösteriye katılamayacağı için duyduğu üzüntüyü Krownunber'le paylaşıyordu. Son hazırlıklarını tamamlayan Krownunber saat sekiz buçukta Rus Emekçiler Derneği'nin Petersburg şubesi önünde toplananların arasına karışmıştı. Gösteri saati yaklaşırken insan kalabalıkları öbekler halinde bu alana toplanıyordu. Ellerinde dövizler taşıyan bir grup ön saflarda yer alıyor, oldukça senkronize hareketlerle diğerleriyle birleşerek kortej oluşturuyordu. Lisede seçmeli ders olarak aldığı Rusça, bu dövizleri okumaya yetmese de -dövizler yerel bir şiveyle hazırlanmıştı- bu dövizlerde nelerin yazılı olduğunu azbuçuk tahmin edebiliyordu.

Çarlık Rusya'da süre gelen ve on yıllar boyunca ivmelenen savaşlar bu ülkede sanayi işçiliğini geliştirmeye yeterli olamamıştı. Başkent Petersburg'da sadece iki büyük fabrika vardı ve köylerde yaşayan Rus halkı gibi buradan geçimini sürdürenler için de yaşam koşulları hiç iyi değildi. İşçi nüfusun şehirli nüfusa oranı salt üçte birdi; şehirli nüfusun tercih ettiği meslek daha ziyade temel tüketim maddelerine dayalı ticaretti. İşçi sınıfına mensup olanlar on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru sendikal faaliyetlere başlamıştı; Rus Emekçiler Derneği de bu sendikal faaliyetlerin bir ürünüydü.

Derneğin lideri Gapon öncülüğündeki kortej, saat on ikiye doğru derneğin önünden, Kışlık Saray'a doğru yürüyüşe geçti. Krownunber de ön saflarda yerini almaktaydı. Çar İkinci Nikolay, bu gösteriyi şehir dışından takip ediyor, yaklaşmakta olan kalabalığın rejim için tehlikeli olabileceğinden endişe ediyor, bu gösterinin, halkı kendisine karşı ayaklandırabilecek bir hareketin ilk adımı olmasından şüpheleniyordu. Çar'ın amcası Vladimir, bu gösterinin bir isyan olduğunu düşünmekteydi. Aynı zamanda da polis şefi olan Vladimir, Kışlık Saray'ın önünde toplanan kalabalığın üzerine ateş açtırdı. İlk silah seslerine karışan sloganlar, yerini yavaş yavaş ölüm çığlıklarına bırakıyordu. Yüz kadar ölü ve yüzlerce yaralıyla sonuçlanan 22 Ocak günü Krownunber'in de, sol kaburga kemiğinin yakınında bir yere bir kurşun isabet etmişti.

Kastanien Bulvarı'nda yürürken, işte bunları canlandırmıştı çiğnenmiş ve üzerine basılmış bir biçimde yerde duran o pankart. Üzerinde "Ich sterbe bald vor Hunger" (Yakında açlıktan öleceğim) ya da buna benzer bir şey yazıyordu. Kanlı Pazar'ı anımsarken etrafta bir kan kokusu hissediyor, içinden birşeyler kopuyordu..


Cambridge'de kaldığı iki yıl ona çok daha uzun gelmişti. Petersburg'da kaldığı on dört yıl bir çırpıda geçmişti de o iki yıl sanki yirmi yıl gibi geçmişti. Berlin'de yükselen aşırı milliyetçilik dalgası 1921 yılında iyice hissedilir oldu. Alman Üniversiteler Birliği genelbaşkanlığına getirilen Wiegor, Rus Devrimi'ne katılan, Dünya Proleterler Birliği Cephesi'nde aktif bir görev yapan ve Alman İşçi Partisi'ne üye olup Hitler'in bu partide güç kazanmasının ardından yönetimle arası açılan Krownunber'i, konuk öğretim görevlileri programı çerçevesinde Cambridge Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne süresiz yollamıştı. Hitler'in Birahane Darbesi'nin başarısız sonuçlanması ve Hitler'in hapis cezasıyla cezalandırılmasının ardından Hitler'e yakınlığı nedeniyle bu göreve getirilen Wiegor, görevinden alındı; Krownunber de Berlin Üniversitesi tarafından eski görevine geri çağrıldı.

İşte yeniden Berlin'deydi ve yeniden Kastanien Bulvarı'nda yürümekteydi..


Kastanien Bulvarı'nın Schönhaus Bulvarı'yla kesiştiği noktada oldukça eski bir otel bulunur; adı Otel Arminius. Otele adını veren Almanların ilk milli kahramanı olan Arminius hakkında fazla şey bilinmemekte. Buna karşın Almanlar, şehirdeki en gözde mekanlara Arminius'un adını veriyor; böylece de gelen yabancı turistlere milli kahramanlarının en azından adını öğretip milli duygularını tatmin ediyordu. Krownunber, ne zaman canı bir şeyler içmek istese Kastanien Bulvarı'ndan geçip Otel Arminius'a geliyor ve dostlarıyla sohbet ediyordu. Kastanien Bulvarı'ndan geçerken gözünün önünde canlanan üniversite yıllarının ilk tragedyaları, onu, tanıdık ve bildik bir dostla sohbete çağırıyordu. Parti'ye daha sonra gitmeye karar verdi.

Hiçbir şey değişmemişti Otel Arminius'un Cafe Bar'ında, geçen iki yılın ardından. Ne kapının eşiğindeki paspas, ne sıvaları dökülmeye çalan duvar, ne ağır ağır gıcırdayan kapı... her şey aynı kalabilmişti geçen iki yıla rağmen.

"Du meine Güte!" (aman Tanrım) dedi Schusgar, Krownunber'i karşısında gördüğü zaman. "Birdaha görüşemeyeceğimizi sanıyordum Felix, çok şükür, çok şükür!"

"Aslına bakarsan ben de öyle sanıyordum; gel gör ki hayat işte" dedi Krownunber. Schusgar, Krownunber'in çocukluk arkadaşıydı. Aradan geçen yıllar, bu dostluklarından hiçbir şey götürmemişti.

"Hiç değişmemişsin Felix"

"Sen de öyle Schusgar"

"Tanrım! Gözlerime inanamıyorum, sen ha Felix... Ne zaman geldin? Seni sınırdan nasıl geçirdiler? Yoksa kaçak mısın Felix? Ohh yok yok kaçak olsan elini kolunu sallaya sallaya buraya gelemezdin, öyle değil mi Felix? O halde geleceğini bana neden haber vermedin? Konuşsana Felix!"

"Fırsat vermiyorsun ki! Dün akşam geldim..."

"Gel şöyle masaya geçelim" dedi Schusgar. Barmene "dostuma bir bira" diyerek Krownunber'i kolundan tuttu. "Anlat bakalım!... "


Kanlı Pazar saldırısını yaşadığı 22 Ocak 1905 günü üzeri kan içindeydi. Bu halde Petersburg Üniversitesi Öğrenci Yurdu'na gidemezdi. Yurt yetkilileri, öğrencilerin siyasi gösterilere katılmamaları gerektiği ve eğer katılırsalar yurtla ilişkilerinin kesilebileceği konusunda onları defalarca uyarmıştı. Dışarı çıkarken, geceyi bir arkadaşının evinde geçireceğine dair bir pusula bırakmıştı yurt yöneticisine. Yurtta kalan öğrencilerin ayda beş geceyi haber vermeleri ve adres belirtmeleri koşuluyla dışarıda geçirmelerine izin veriliyordu. DPBC'den tanıdığı Paveriç'in babasına ait olan dağ kulübesi, böyle bir durumda çok işe yarayacaktı. Petersburg'un kırk kilometre dışında olan bu dağ kulübesinin ne bir telefonu vardı ne de ulaşım konusunda kızaktan başka bir alternatifi. Zaten o dönemde de telefon, yalnızca devlet dairelerinde o da en iyi bir olasılıkla bulunabilmekteydi. Yurda döndüğünde aniden bir kar fırtınasının bastırdığını bunun için birkaç gün gelemediğini ve telefon da edemediğini söyleyecekti.

Ağır yaralı bir halde Rus Emekçiler Derneği'nin Petersburg şubesine kadar yürüyebilmişti. Yolda gördüğü kişiler, acıyan gözlerle ona bakıyor ve kimileri de ondan çok ürküyordu. Kışlık Saray ile Dernek şubesi arasındaki mesafeyi nasıl katettiğini hiç anımsamıyordu. Kendisini gelir gelmez kapının önüne bırakıvermiş yere serilmişti. Şubede görev yapan doktor, girişteki görevlinin haber vermesiyle sedyeyi alıp yanına gelmişti. Krownunber, bugün gelen yirmi altıncı yaralıydı ve yarası çok ağırdı.

Rus Emekçiler Derneği'nin bulunduğu binanın mahzen katı gizli bir hastane olarak tasarlanmıştı. Aynı anda elli kadar hastaya bakabilecek olan bu gizli hastanede sayısız devrimci tedavi olmuştu. Devlet hastanesine başvurmaları durumunda ifadeleri alınacak ve muhtemelen tutuklanacak olan bu devrimciler, burada sağlıklarına kavuşabiliyordu. Bu gizli hastanede görev yapan doktorlar da yapmakta oldukları Tıp tahsilleri, öğrenci olaylarına karışmaları nedeniyle yarım kalan genç doktor adaylarıydı; hemşireler ise tamamen gönüllü vardiyalarda görev alanlardan oluşuyordu.

Krownunber'in sol kaburga kemiğinin yakınında bir yere isabet eden bir kurşun dışında bir de kolunu sıyırıp geçen bir kurşun yarası vardı. Ameliyat için ayrılan steril ortama alınan Krownunber'in giysileri kesiliyor, yarası temizlenmeye çalışıyordu. Derneğin kapısına vardığında kendisinden geçen Krownunber, son derece ilkel şartlar altında ameliyat edilmekteydi. Kurşunun sol kaburga kemiğini zedelememesi, onun için büyük bir şanstı; ancak kurşunun çıkartılması da hiç kolay olmamıştı. Altı buçuk saat süren ve oldukça zor geçen ameliyatın ardından Krownunber, ameliyathaneden çıkartılmış, diğer hastaların yanına yatırılmıştı. Kendinden sonra ameliyathaneye alınan hasta ise onun kadar şanslı olmayacak, bacağına isabet eden kurşunun alınamaması nedeniyle bacağını kaybedecekti.

Krownunber kendine gelir gelmez bira istemişti; gönüllü hemşire ise hayretler içinde ona bakakalmıştı.

"İşte biranız bayım" dedi genç barmen.

"Hitler' in Birahane Darbesi'yle aldığı hezimeti duymuşsundur.."

"Duymayan mı kaldı Felix; ama bunun senle ne ilgisi var?

"O darbe girişiminin ardından Hitler, büyük güç kaybetti. Parti'de ağırlığını yitirdi; Wiegor, görevinden alındı. Berlin Üniversitesi de yaptığının yanlış olduğunu anladı ve beni görevime geri çağırdı. Herşey o kadar hızlı gelişti ki sana bir mektup bile yazamadım. Hem yazsam bile mektubumdan önce ben gelirdim; mektubun bir anlamı kalmazdı. İşte böyle dostum.."

"Demek öyle ha!.. İnan ki çok sevindim Felix." dedi Schusgar.


Schusgar'ın gözü aniden masada duran gazeteye kaydı. Gazetenin manşeti tam okunmuyordu bir alt sütunda ise Schusgar'ın gördüğü kadarıyla " Das Schiff ist mit Mann und Maus untergegangen" (Gemi, içindeki bütün insanlarla birlikte battı) yazıyordu. Felix'in ne kadar duyarlı bir insan olduğunu bildiği için gazeteyi yok etmeye çalışacaktı, gazeteye uzandı, bir elçabukluğu yaptı; ama Felix göz ucuyla da olsa manşeti farketmişti..


Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nde Lenin'in öncülük ettiği sosyalist kanat, bu Parti'nin 1903 yılında düzenlediği İkinci Olağan Kongre'de salt profesyonel devrimcileri parti üyeliğine getirme kararı almıştı. Aradan geçen iki yılın ardından, 1905 Devrimi'nde Çarlığa karşı mücadele eden bu profesyonel devirmci Bolşevikler, büyük bir saygı ve sempati görmekteydiler. Üzerlerine açılan ateşe rağmen mücadelelerini sürdüren bu devrimciler, karşı saldırıya geçmeyi ve Çalık Kuvvetleri'ne kayıp verdirmeyi başarabilmişti. 22 Ocak gösterilerinde ön saflarda yer aldığı öğrenilen Krownunber de bu profesyonel devrimciler gibi, genç yaşına rağmen Parti'de büyük bir saygınlık kazanacaktı.

Krownunber ile Lyni'nin yakın arkadaşlıkları da işte o günlerde başlamıştı. İkisi de 22 Ocak saldırılarından ağır yaralı olarak kurtulmuş, aldıkları yaralarla ölümün eşiğine gelmiş; ama verdikleri yaşam mücadesini kazanmayı da başarabilmişti. Lyni ile Krownunber, ortak bir yazgıyı paylaşmanın ötesinde ortak bir amacı da paylaşmaktaydı: Sömürenlere karşı proleteryanın iktidarı. Bir öğrenci olması nedeniyle Krownunber, partide siyasal bir etkinliği olan bir görev üstlenememekte salt destek vermekle yetinmekteydi. Kendisinden on sekiz yaş büyük olan Lyni ise, partinin üst-siyasi organlarında görev yapıyordu. Lenin'le de birkaç kez bir araya gelmiş olan Lyni (takma adı buydu; gerçek adını kimse bilmiyordu), partide oldukça da itibar gören bir isimdi. Resmi görevi gelnelbaşkan yardımcılığı olan Lyni, aynı zamanda da Bolşeviklerin silahlanmadan sorumlu olan üstdüzey yetkilisiydi. Parti içinde ağırlıklı bir rol üstlenmesi, onun sınırsız bir bağlantılar zinciri kurmasını sağlıyordu. Lyni, DPBC vasıtasıyla tanıdığı genç devrimcilerle haberleşmeyi sürdürürken, partinin birnevi dış işleri sorumluluğunu da yürütüyordu. İşte Krownunber ile Lyni'nin tanışmaları da yine DPBC vasıtasıyla olmuştu. Bir bildiri sunumu sırasında tanıştığı Krownunber'i ülkesine çağıran Lyni, bu yolla ülkesinde yürütülen proleter-devrimci etkinlikleri Krownunber gibi genç devrimcilerle dünya çapında örgütlenmeyi ve devrimi dünya çapına genişletebilmeyi amaçlıyordu.

22 Ocak Devrimi'nin ülke çapında yaratmış olduğu etki kuşkusuz büyük olmuştu. Ne var ki bu devrim Çar'ı devirmeye yeterli olamayacaktı. Darbe girişiminde bulunanlar tespit edildiklerinde en ağır şekilde cezalandırılacaktı. Bütün bunlara rağmen Çarlık, yine de kendisine salt danışmanılık görevi yapacak olan bir parlementonun kurulmasına da hayır demeyecekti. İlk Duma seçimleri 1906'da yapılacak ve Bolşeviklerin ağırlığını hissettirdiği sosyalist kanat bu seçimleri kazanacaktı.

Birinci Duma seçimlerinde Bolşeviklerin sağlamış olduğu başarının ardında, Bolşeviklerin ağır propagandasının etkisi kuşkusuz büyük olmuştu. Bu propagandalarda kullanılan insan faktörü ve Çarlıktan görmüş oldukları ağır baskı ve hoşnutsuzluk altında ezilen Rus halkı kendilerine büyük bir saygınlık kazandıracaktı. Çarlığa bağlı kuvvetlerin, ileride kendi halkına karşı yapacak olduğu bir püskürtme harekatında, halkın hazırlıksız yakalanmaması ve kendilerini koruyabilmeleri için Parti'ye bağlı gönüllülerce halka silah dağıtılmaktaydı. 22 Ocak saldırılarından sonra Rus halkının bozulan psikolojisi bu yolla bir nebze olsun yerine gelmekteydi. Halka dağıtılan silahlardan birinci derecede sorumlu olan kişi Lyni'ydi. O yıllarda Krownunber de Lyni'yle irtibat kurmuş ve Petersburg halkına silah dağıtma çabasına gönüllü olarak katılmıştı.

Çarlık Rusya'ya gelen silahlar, Fransız bandrollü gemilerle taşınıyordu. Nantes Limanı'ndan kalkıp Manş Denizi'nden geçerek Arhangeisk Limanı'na gelen bu gemilerdeki silahlar, bu limanda hazır bulunan kamyonlara aktarılıyor, buradan öncelikle Kuybişev lastik fabrikasının depolarından birine yığılıyordu. Genel sevkiyat, bu depodan yapılmaktaydı. Petersburg'a silahlar, demiryoluyla taşınıyor, bir arama durumunda silahların, Çarlık Kuvvetlerine ait olduğu söyleniyordu. Kuybişev lastik fabrikasının deposunda toplanan silahlar, başlı başına bir orduyu silahlandırmaya yetecek kadardı. Silahlar, DPBC üyelerince temin edilmekteydi. Silah fabrikalarında veya savunma sanayisine bağlı iş kollarında çalışmakta olan Avrupa proleteryası bu silahları birer ikişer fabrika stoklarından çalıyor ve bağlı bulundukları sendikaya konuşlandırıyordu. Sendikalarda toplanan bu silahlar DPBC merkezlerine gönderiliyor, oradan da gerekli görülen yerlere sevkiyatlarda bulunuyordu. Bütün bu çabalar, ortak insanlık geleceği adına yapılan onur mücadelesi için sürdürülmekteydi.

1906 yılının Nisan ayının on dördüncü günü Krownunber'i ve bütün Bolşevikleri kötü bir sürpriz bekliyordu. Nantes Limanı'ndan dolum yapan Fransız bandrollü bir kuru yük gemisi, Barents açıklarında içindeki iki yüz elli yolcuyla batmıştı. Haber, Parti örgütünde bir bomba etkisi yaratmıştı; Parti'nin önde gelenleri de DPBC toplantısından geri dönmek için bu geminin içindeydi. Üst düzey siyasi yetkililerin bulunduğu bir geminin güvenlik kontrolü yapılmaz düşüncesinden hareketle hem kaçak silah sevkiyatı yapılacaktı hem de DPBC toplantısından, ülkelerine geri dönebileceklerdi. Gemide bulunanlar arasında Lyni de vardı.

Barents denizinin soğuk suları arasından çıkartılan donmuş cesetler, partinin üst yöneticileri tarafından devrim şehitleri olarak adlandırılacaktı. Lyni ve diğer üst düzey yetkililerin bulunduğu bu geminin batması olayı, geniş yankılar uyandıracaktı. Bu olay, önceleri DPBC içinde bir iç hesaplaşmanın yaşanmakta olduğu düşüncesini doğurdu. Bu cephe içinde yer alıp da yönetimi ele geçirmeye çalışan karşı devrimciler, bu olayın ilk sorumluları olarak düşünülecekti. Bu olayın onlarla bir ilgisi olmadığı anlaşıldığında DPBC içindeki iç çekişmeler birkez daha gündeme gelecekti; ancak bu "kaza", kayıtlara bir deniz kazası olarak geçirilecek ve geminin Barents açıklarında bir başka kuru yük gemisiyle çarpıştığı Çarlığa bağlı görevlilerce açıklanacaktı. Oysa ki, Çarlığa bağlı Deniz Savunma Kuvvetleri'nin torpido saldırısına uğrayan bu gemi, Bolşeviklere karşı bir geri piskürtme harekatından başka bir şey değildi. Daha sonra bu olay, Ekim Devrimi'ne giden yolda Bolşeviklerin yaşadığı ikinci büyük felaket olarak tanımlanacaktı..


Krownunber, bir an için sapsarı kesilmişti. Yüzü gözü sararmış, bakışları donuklaşmıştı. Aradan geçen dakikalar boyunca olduğu yerde donakalmıştı. Daha sonra birkaç yudum bira içtikten sonra kendine gelir gibi oldu..

"Anlatsana Felix, iki yılın nasıl geçti? Neler yaptın Cambridge'de"

"Cambridge Üniversitesi (bir yudum bira içer) benim için büyük bir deneyim oldu. Derslerde canavar gibi öğrenciler beni köşeye sıkıştırmak için ellerininden geleni yaptı. Beni çok terlettiler. Ele aldığımız davalarda karşılaştığımız sorunların her biri bizler için büyük bir hukuk sınavı niteliğindeydi. Üniversite senatosu, bana özel bir daire tahsis etti. Bu daire hem kampüse yakındı hem de çok güzel bir manzaraya sahipti. Kimi zaman pencerelerden saatlerce dışarıyı seyrediyor düşüncelerimi toparlamaya çalışıyordum. Ama bu çoğu zaman mümkün olmuyordu. Berlin'den uzak kalmak, buralara bir daha hiç dönemeyeceğimi düşünmek beni çok üzüyordu. Buraya gelirken Kastanien Bulvarı'ndan geçtim. Sanki her şey aynı; hiçbir şey değişmemiş gibi geldi. Oysa ki Hitler'in aldığı hezimet ve benim burada olmam, değişmeyi yollarda ve kaldırım taşlarında aramamın yanlış olduğunu söylüyordu. Kastanien Bulvarı'ndan Cambridge'ye kadar her şey aynı kalabilirdi de tarih akmaya devam edecekti."

"Bak dostum, beni bilirsin ben öteden beri tanrıya inanırım. Yaşamda olup biten her ne varsa bütün bunların ardında tanrının olduğunu düşünürüm. Ben tanrının bizleri sevdiğine ve bizleri doğru yola sevketmek için olayların akışıyla sürekli oynadığına (bu son kelimeyi daha başka bir tonla söylemişti) inanırım. Bizler, tanrıya karşı yükümlülüklerimizi yerine getiremedik ve tanrı bizi kurtuluşa eriştirmek için elinden geleni yapıyor. O'nun bu çabasını karşılıksız bırakanları da cezalandırıyor. Bence Hitler'in Birahane Darbesi'yle hapsedilmesi, eski etkinliğini yitirmesi ve senin şu an tam karşımda olman, tanrının bir işaretinden başka bir şey değil. Dostum bence tanrı seni seviyor; tanrı hepimizi seviyor!"

"Schusgar, seninle daha önceleri de bu konuları çok tartıştık. Senin şu tanrının insanlığı nasıl bir uçuruma sürüklediğine, savaşla birlikte tanık olmadık mı? Senin tanrın, tarihin akışıyla değil oynamak; ona karışamadı bile! Onu seyretmenin dışında senin tanrın, insanlığı böylesi bir vahşete sürüklemekten başka ne yaptı? Ben söyleyeyim hiçbir şey. Çünkü tarihin kendi kuralları vardır dostum. Bu kuralların dışına senin tanrın bile çıkamaz. Onu değiştirmeye de değil senin tanrının, hiçbir dindarın gücü yetmez. Bu vahşet, bu kuralları bilmeyenlerin ve onursuz bir biçimde yaşamayı kendilerine huy edinmiş kimselerin yarattığı bir vahşetti; tarihin akışının dayandığı nedenlerin, proleterya tarafından iyice özümsenmediğinde neler yaşanabileceğinin ortaya çıktığı bir trajediydi. Hem ayrıca senin tanrın neden kendisine inanları da cezalandırmak istesin ki!"

"Oh hayır dostum, tanrı bizim ders almamız ve kendisine yönelmemiz için bu savaşı engellemedi. Çünkü insanlığın başına böyle bir felaket ancak onlar ders çıkartsın ve bir daha yanlışa düşmesin diye geldi. Bu felaket bir cezaydı; çünkü insanlar tanrıya karşı yapmaları gerekenleri yerine getirmedi."

"Yapma dostum, savaş ve ardından yaşananlar insanlığın yaşadığı ne ilk ne de son büyük felaket. Yaşanılan bütün bu felaketler, egemen sınıfın proleterleri sömürmesi üzerine ortaya çıkan çatışmaların bir zorunlu sonucundan başka bir şey değil, bunu kabul etmesen bile bu bir gerçek. Zaten tarih dediğimiz şey de bir sınıf savaşımları tarihinden başka bir şey değil ki.. Eğer bir tanrıya inanacak olsaydım, bu tanrı yalnızca ezilen sınıfların tanrısı olurdu dostum. Senin şu tanrın neden masum proleteryayı, kendisine günah işleyenlere ders vermek için ölüme mahkum etti?"

"Biliyor musun Felix, hiç değişmemişsin. Hâlâ o eski dintanımazlığın ve hâlâ o eski saldırgan mizacınla ta ilk gençlik yıllarından beri etrafta olup bitenlerin nedenini tarihte yer alan egemen sınıf aktörlerinin birbirleriyle veya kendileriyle olan çatışmasında arıyorsun. Dostum, tanrı günahsız olanları kendi yanına almak, onları böyle bir dünyada yaşamak zorunda bırakmamak için onlara ölümü bir yol ve hatta bir kurtuluş olarak verdi. Bizler de bu ölümlerden ders çıkartalım diye burada kaldık!"

"Bu gerçekten de çok saçma dostum. Asıl yanlış tanrıya karşı değil; kendimize karşı yapmış olduklarımızda. Tarihin seyri, tarihe yön verenlerin kendileri veya birbirleriyle çatışmasıyla yön buluyor. Tarihin seyrini değiştirmek demek bu çatışmayı ezilenlerin lehine dönüştürmek demeye gelir. Ancak proleterya iktidarı ele geçirmek yoluyla bu tür felaketlerin önüne geçebilir; çünkü bütün acıları çekenler yalnız ve yalnız ezilenler.. Bu çatışma bilincinin diğer adı da özgürlük.. Tarihte meydana gelen sınıf savaşlarını kazanabilecek olanlar yalnızca özgür olan yani tarihin bir sınıf savaşları kronolojisi olduğunu bilip, bu savaşları kendi lehlerine çevirebilme olanaklarını görenlerdir. Ancak bu yolladır ki insanlık, büyük felaketleri bir daha yaşamayacak. Aksi taktirde senin tanrın yalnızca ezenlerin tanrısı olacak. Sana anlatılan tanrı masalları gerçeği görmeni engelliyor; oysa ki gerçek bu çatışmayı görenlerin, tarihin seyrine yön verebilecek olanların önünde akıp gitmekte.."


Sesleri salonda çınlamaya başlamıştı. Zaten ne zaman bir araya gelseler konu dönüp dolaşıp tanrı meselesine gelip dayanıyordu. İkisi de bu entellektüel tartışmalardan büyük zevk alıyor; bu tartışmalarla aslında her defasında kendi imgelerini sınıyordu. Belki de onları birbirine bağlı kılan tek neden buydu..

"Kendimi epey yorgun hissediyorum Schusgar" dedi Krownunber.

"Felix, bu akşam bana gelsene" dedi Schusgar, sakin ve yumuşatıcı bir ses tonuyla. Berlin'e geleli henüz bir gün bile olmamıştı ve Krownunber, fazlasıyla yorgundu. Schusgar, onun üstüne fazla gitmek istemiyordu. Aralarındaki bu tartışmalar da çoğu zaman birinden birinin yumuşatıcı bir ses tonuyla ötekinden birşeyler istemesiyle biterdi. Bu onların gizli bir parolasıydı. Yaptıkları şey konuşmaktan ve tartışmaktan kaçmak değil; çeyrek asırdır süre gelen dostluklarını korumak istemelerindendi.

"Bu akşam olmaz dostum, yapmam gereken bir iş var. Ama yarın akşam olabilir"

"Tamam dostum" dedi Schusgar.

"Şimdi gitmem lazım."


Krownunber'in kafası karma karışıktı. Bedeninin yorgunluğuna düşüncelerinin ağırlığı çökünce otuz yedi yaşındaki bedeninin direnç noktası zorlanıyordu. Cambirdge'deyken ülkesinden aldığı haberler hiç de içaçıcı değildi. Kendini ülkesinin geleceğinden sorumlu tutan Krownunber, birşeyler yapması gerektiğini düşünüyordu. Savaş yenilgisini yaşamış olan ülkesi beş yılda birçok şeyin üstesinden gelebilmişti gelebilmesine ama yaşam koşulları altında halkın çaresizliği, hiperenflasyon baskısı ve bu yetmiyormuşçasına yükselen milliyetçilik dalgası, ülkesinin geleceğinden endişe etmesine neden oluyordu.

Kapıdan çıkarken Krownunber'in yüzünde bir kaygı okuyan Schusgar,

"Endişelenme Felix, birgün her şey yoluna mutlaka girecektir; bak bana, sûkûnet içinde sabrediyor ve bekliyorum" dedi. Bunun üzerine Krownunber;

"Ben de zaten sizin gibiler oturup beklediği için edişeleniyorum" diyecekti.


Kapının gıcırtısına karışan sesi şimdi daha bir derinden ve daha bir kaygılı geliyordu. Arkasına bile bakmadan dışarı çıkmıştı. Bu olay aslında her ikisi için de oldukça sıradan bir olaydı, çeyrek asırlık dostlukları süresince buna benzer olayları çok kereler yaşamışlardı.
Krownunber, yeniden Kastanien Bulvarına yöneldi; yaklaşık yarım saat yürüdükten sonra Alman İşçi Partisi'ne vardı...
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr