kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Yaşam Sıkıcı Olmaz

Barış Acar

İlgili Metinler
  • Hiçbir Kere Hayat Bayram Olmadı ya da Yaşam Sıkıcı Olamaz Ama Nasıl?
  • Hayat Sıkıcıdır

  • Baudelaire "Herkese Kendi Düşü" isimli düzyazı şiirinde, "külrengi, engin bir gök altında, yolsuz, çimensiz, dikensiz, ısırgansız, geniş, tozlu bir ovada" iki büklüm yürüyen insanlara rastladığını söyler. Bu insanların her biri sırtında, bir un ya da kömür çuvalı kadar büyük bir "Düş" taşımaktadır ve bu Düş cansız bir ağırlık değildir. Çevik ve güçlü kaslarıyla insanı ezen bir hayvandır insanların sırtında taşıdığı. Şairimizin anlamaya çalışacağı, ama bir süre sonra üzerine çöken, "karşı konulmaz İlgisizlik"le düşünmekten vazgeçeceği kalabalık, "hep umutetmeye yargılı olanların boyun-eğmiş yüzleriyle" ilerler, gider.

    Baudelaire'in "Paris Sıkıntısı"* kitabını anlam boyutunda özetleyen bir şiirdir "Herkese Kendi Düşü". Sıkıntı tüm ağırlığıyla gelip çöreklenmiştir üzerimize.

    Burada doğru soru şöyle sorulabilir: "Kimin nesidir bu sıkıntı? Nereden gelmiştir? Sıkıntı, nedir?" İşte, Baudelaire bu sorunun yanıtını arar gibidir tüm yazdıklarında. Şiirinin sonunda da taşı başkasının kafasına atacağına, kendi alnını yarmayı tercih etmiştir. Düşlerinin ağırlığı altında umut etmeye boyun eğmiş insanlar hiç değilse ilerlemektedirler. Şairimiz ise, onların hayvanlarından daha ağır olan kendi "İlgisizlik"i altında ezili kalır.

    "Bu yaşam bir hastanedir, her hastası yatak değiştirme isteğine kapılmış. Kimi soba karşısında çekmek ister acısını, kimi pencere yanında iyileşeceğine inanır." (s. 110)

    Baudelaire'de yaşam sıkıcı, hastalıklı, umutsuz olarak nitelenmesine karşılık, sürekli bunun kişilerle ilişkisi üzerinde durulur. Yani yaşam sıkıcıdır derken şair; dağlar sıkıcıdır, gökyüzü sıkıcıdır, denizler ve göller sıkıcı... demez. Yaşamı sürekli sıkıcı olarak nitelendirmek, hadi en iyisinden, dipsiz bir melankoli olarak düşünülebilir. Yaşam sıkıcı değildir. Sürekli kendini tekrar eden düşler, bir türlü devinmek ve aşılmak bilmeyen sistemler, yerleşmiş ahlak kuralları... sıkıcı olabilir; ama yaşam sıkıcı değildir. Tüm bu sayılanları yapan, eyleyen insan olduğu halde, insana sıkıcıdır demek bile yersiz bir serzenişin sularına yelken açmak olacaktır. İnsan bir olanaklar varlığıdır çünkü. Yapıp etmesini belirleyenlerin içinde daha önceden yapılıp edilmiş ne olursa olsun, o, ontolojik olarak yeniyi bulmaya muktedirdir.

    Yabancı isimli şiirinde de, kendisine sorulan "Neyi seversin en çok?" sorusuna şöyle cevap vermesi bize bu tutumunu gösterir:

    "Bulutları severim... işte şu... geçip giden bulutları... eşsiz bulutları!" (s. 9)

    İnsan ve Değerleri isimli çalışmasında İ. Kuçuradi, insanın sınırları olan bir varlık olduğunu belirtir. İnsanın "Bütünü" anlamaya vakti ve araç-gereci yoktur. Ancak "bütünü" kendine dert edinen, bu anlamda soyut düşünebilen tek varlıktır insanoğlu. Bu özelliğiyle öteki varlıklardan ayrılır. Baudelaire'i dert sahibi yapan sıkıntıyı da işte böyle anlamak gerekir. Tinsel bir derinlik söz konusudur Baudelaire'in düşlerinde...

    "Dışarıdan, açık bir pencereden içeriye bakan kişi, kapalı bir pencereye bakanın gördüğü kadarını göremez hiçbir zaman." (s.88)

    Notlar:
    * Baudelaire. C.P. Paris Sıkıntısı, (Çev. Tahsin Yücel), İstanbul, Adam Yayınları, 1992.
    Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

    © Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
    http://kirpi.fisek.com.tr