kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

Ölü

Barış Acar

Anlatacağım, hercai gözlü sardalyeyle kılıçbalığının öyküsüdür. Hercai gözlü sardalyeyi çalkantılar içindeyken tanıdım. Bir ağaca tutunmuş, rüzgarla birlikte salınıyordu. Her yanı mis gibi elma kokusu sarmıştı.

Kılıçbalığınıysa arıyorum hâlâ.

***

Ölüme hiç bu kadar yakın olmamıştık, diye düşündü hercai gözlü sardalye.

Sardalye sürüsü açık suların keyfini çıkara çıkara yüzmek, yüzmek istiyordu. Kıyının göz gözü görmez pisliğinden sıkılmışlardı. Korkunç pat patlarıyla uykularını bölen teknelerden, üzerilerine gölge yapan balıkçı ağlarından bıkmışlardı. Sancıyı gidermek için bir bahar yolculuk... Sürü, üzerine düşen oynak güneş ışınları altında tek bir balık gibi süzülerek açıklara ilerliyordu. Birleşip dağılan, tam bir resim oluşturmuşken ansızın paramparça olan ve ötede, yeniden, bu kez daha canlı renklerde buluşup başka bir tablo oluveren uslanmaz bir bütündüler. Yolculuktu.

Kötü insan olmaz derdi sevgilim... Sırf kötülük olsun diye kötülük yapmaz insan. Tercihleri kötü yapar bir insanı, birisi için.

Denizin içinde başka bir denizdi hercai gözlü sardalyenin yüzdüğü. Aklında sürüyle gelmek istemeyip kıyıda kalan diğer hercai gözlü sardalye vardı. Belki de yeni bir sürü aramalıydı kendine. Belki, yaptıkları tabloda gerçekten bir eksiklik vardı. Belki kıyıda kalanın teklifini kabul etmeli ve tek başına başka bir yaşam aramalıydı kendine. Korkuyordu. Korkmayı bildiği tek şey de kılıçbalığı olduğundan, kılıçbalığı diyordu korkusuna. Kılıçbalığını hep ensesinde duyuyordu. Ansızın bir kayanın arkasından çıkıp darmadağın edeceğini söylüyordu sürüyü. Sonra arkasından diğerlerinin geleceğini duyuruyordu. Bu açık sular hiç tekin yerler değildi ki zaten. Coğrafyasını bildiği kıyıları yeğlemeliydi.

Sevgilim, öğrendim, ötekini anlamak iddiası en çok kendini önemseyenlerden geliyor. Bunlar, kendilerini doğrudan yalayamayacakları için başka dilleri kızıştırmaya çalışıyor; böylece şımarabilmeyi -şımartılmayı- umuyorlar. Giderek ne çok seviyorum seni. Tespih taneleri gibi.

Şu yosunda bir kıpırtı mı olmuştu? Şu karaltı da neyin nesiydi? Ahmaklar! Anlamıyorlardı bir türlü... Ölüm enselerindeydi. Ne açlıktan ölmek ne de ağların kıskacına takılıp kalmak umurunda bile değildi hercai gözlü sardalyenin. Onu asıl korkutan renkleri unutmaktı ve ancak kılıçbalığı yapabilirdi bunu. Biliyordu; kılıçbalığı bir kere daldı mı sürüye, tek bir sardalye bırakmadan ayrılmazdı.

Hem bir de bakmışsın; sardalye kılığında aralarına süzülmüş kılıçbalığı.

Birdenbire... 'Hiçbirinizde umut yok!' diye bağırdı hercai gözlü sardalye. 'Kılıçbalıklarısınız hepiniz!'

Sardalyeler şaşırdı.

'Yedirtmeyeceğim kendimi size! Yalancılar! Kılıçbalığı geliyor diyorum size! Neden anlamıyorsunuz?'

Huzursuzlandı sürü. Her biri, bir yanındakine baktı.

Suya daldım... Bütün rüyaları ardımda bırakıp. Kafaüstü. Çakılır gibi. Başım suya değdi. Sadece akan, dalgalanan bir şey değilmiş su. Dediğin gibi. Su beni aldı.
Aynı merdiveni farklı yönlerde kat eden iki beden gördüm orada. Kendini inkar eden biri.


Dalgıcın şaşkın bakışları arasında dağılmaya başladı tablo. Sardalyeler korkuyla sağa sola kaçıştılar. Renkler damla damla okyanusun dibine aktı. Dalgıç, dehşet içinde, kıyıya doğru hızla yüzen hercai gözlü sardalyenin arkasından bakakaldı.

***

Böyle mi bitti öykü? Kıyıda kalan hercai gözlü sardalyeyi buldu mu bizimki? Yoksa yeni bir sürü bulup attı mı kılıçbalığı korkusunu yüreğinden? Elma ağacına tırmanabildi mi? Rüzgar eskisi gibi yakıyor mu gözbebeklerini? Bunları bilmiyorum. Okyanusun dibinde yükselen sardalye cesetlerinden tepe bunların hiçbirini bana söylemiyor.

Aralık 2001 / Haziran 2003
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr