kirpi "Yergi kirpiye benzemeli, her öfkeli dizeyle oklarını fırlatan." Joseph Miles
» Ana Sayfa
» Edebiyat
» Felsefe
» Fotoğraf
» Müzik
» Politika
» Sinema
» Tarih
» Diğer
» Plastik Sanatlar
» İletişim
» uzakulke@fisek

kirpi arama
güncellemelerden haberdar olmak için:

'Ben'in 'Öteki'ne ve Kendine Ettikleri

Güler Bek

Edward Munch' un "Çığlık" adlı resmini görenler bilir;
ifade edilen son kertede çaresizliğin ta kendisidir.
Modern çağın insanı, köprünün izleyici ayağında,
attığı çığlığın şiddetiyle tüm yüzeyde dalgalanmalar oluştururken,
aslında sesinin duyulmadığının ayırdındadır.
Tıpkı tuvalde hapsedilmiş olduğunun ayırdında olduğu gibi...

Göçebe hayat sürenler, doğayla barışık olmanın gerekliliğini bilirler. Doğa isterse onlara yaşam kaynaklarını sunacaktır. Avusturya yerlileri Aborijinler bunun en güzel örneğidir. Çıktıkları uzun yürüyüşte yağmur suyu, güneş ısıyı, çölün orta yerinde beliren bitkiler, hayvanlar yaşamlarını sürdürmelerini sağlayan gıdayı kendiliğinden sunar. Sunmadığında doğa ya birşeylere kızgındır ya zamanı değildir ya da ekolojik dengesinde senin yerin yoktur, olmayacaktır. Beklemesini bilmek gerekir ve aldıklarına karşılık göçebeler, ritüel hareketlerle biçimlenen dansları, gökyüzüne kalkan başları ile doğaya şükranlarını iletir, yaşamın kaynağına selamlarını gönderir. Doğa bunalan insanın çığlığını içtenlikle karşılar, uzak köşelere kadar ulaştırır. İnsan yalnız olmadığını bilir...

Göçebe yaşamlardan "göçmen"lere dönüşüldüğünde işin rengi de değişmeye başladı, yatay mekanlardan dikey mekanlara geçiş, metropoller, büyük kentler, binalar, yollar, köprüler, vb. ile görünür oldu. Deleuze' un deyişiyle "pürtüklü" mekanlar oluştu. Doğada uzun yürüyüşlere çıkamayanlar, milli parkların taş döşeli, çimli alanlarıyla yetinmeyi öğrendiler. Park cinayetlerini hesaba katmazsak, aynı döngünün içinde sağlıklı yaşam koşusu yapanlar korunaklı alanlarda mutlu olmayı bildi. Üstelik herşeyin hızla kirle/n /til/diği günümüz ortamında doğadan medet umanların sayısında da bir artış var. Nasıl ki yorulan bedenler yogayla dinlendirilmeğe, yıpranan zihinler meditasyonla arındırılmağa çalışılıyorsa, sağlıksız bünyeler de bitkisel otlarla diriltilmeğe çalışılıyor! Paketlenmiş doğa insanlığın hizmetinde yeniden! Doğaya dönüş ama neresinden?

Pürtüklü mekanın sınırlandırıcı, düzenleyici, kural koyucu engel/leme/lerine karşılık vermekte gecikmeyen uygar insan kendi engellerini oluşturmakta profesyonel bir başarı gösterdi. Göçebe "biz" den göçmen "ben" e dönüşmek sanıldığından hızlı gerçekleşti. Ben' i korumak adına "öteki" kurgulandı ve 'ben' , 'öteki' nin üstünde bir iktidar odağı haline geldi. Erkek kadının, güçlü güçsüzün, beyaz siyahın ve tabii en önce insan doğanın!

Fethetme, üstünlük sağlama ve sahip olma tarihler boyunca karşılaşılan, bilinen en güçlü duygu. Coğrafyaya ilişkin bu kavramlar zamanla bireysel olma özelliğine kavuştu! Karşıdakine ya da ötekine hükmetme, ele geçirme, güvenilirliğini sarsma, korkutma ve sindirme, evcilleştirme, normalleştirme... Egonuzu besleyin...Toplum polisleri ve denetçiler, patronlar, eğitimciler, aileler, doktorlar aracılığıyla herşey kontrol altında. "Ben" olarak değerin ancak "bencil"liğinle sınırlı artık!

Bencil insan önce doğayı kendine hizmet eden alanlara dönüştürmekle işe başladı. Ormanların yerini gökdelenler, otoparklar, bankalar, hükümet binaları aldı ve nehirler, köprülerin altından geçen bulanık sulara dönüştü. Hayvanlar turistik gezi alanlarının sevimli objeleri olarak dört tarafı kontrol altındaki yerlerini aldı. Aborijinler de unutulmadı! Ulusal parkta bir bilet karşılığı (mış) gibi yapıyorlar. Kendilerini temsil edebilmelerinin tek yolu bu! Tıpkı film kahramanı Tarzan gibi!

...Tarzan, el değmemiş ormanların özgür çocuğudur. Hayvanlarla dost, doğayla barışık, bol bol çığlık atan ve çığlıklarına ormanın derinliklerinden farklı seslerle karşılık bulan mutlu mesut bir vahşidir(!) Eko'nun tam içinde yaşadığından olsa gerek Ego nedir bilmez! Ta ki ormana yabancılar gelene dek... Holywood yapımcılarının keşfi(!) sayesinde Tarzan şehre indirilir, uygar dünyanın nimetleriyle tanıştırılır. Tarzan önceleri sevinç içinde yine çığlık atmak ister ama korna sesleri, makine gürültülerinden çığlığını kendi bile duyamaz, üstelik insanlar (normaller) tuhaf tuhaf yüzüne bakmaktadır. Bulduğu birkaç ağaca tırmanmak istediğinde ise bunun o kadar da kolay olmadığını görecektir. Sahibinden(!) izin alması gerekecektir ki bu da pek mümkün değildir. Ürken Tarzan çok mutsuzdur. Onca öğrendiği şeye rağmen mutsuzluğunda bir değişme olmayınca aylar sonra -mecburen- yerine iade edilir! Ama artık o eski -her şeyden bihaber- Tarzan değildir, o artık -ister istemez- bilinçli bir tüketicidir!!! Ormandaki hayvanlara ingilizce konuşmayı öğretecek, doğal besinleri konservede yemenin sağlıklı olduğuna herkesi inandırıp kısa zamanda orman sakinlerinin kanserden dolayı türlerinin yok olmasına yardımcı olacaktır. Ormanlar Kralı'nı orman polisi olarak görevlendirecek yaramazlık yapan kimi hayvanların kafeslerde, insancıl koşullarda(!) ceza çekmelerini sağlayarak ormanın huzurunu koruyacaktır. Orman sakinlerinin açık alanlarda toplu halde gezinmeleri(!), yüksek sesle isteklerini iletmeleri yasaklanacak, kapalı mekanlarda kendi aralarında makul ve mantıklı sesler çıkarmalarına izin verilecektir. Zaten hızla modernleşen orman halkı, açık alanlara çıktıklarında uğultudan başka birşey işitmeyecektir. Tarzan eğitime de gereken önemi verecektir. Küçük hayvancıkların tahtadan yapılmış sıralarda okuma yazma öğrenmelerine ön ayak olacak, sonradan okuduklarından bunalım geçiren bu hayvancıkların psikiyatri merkezlerinde ömür tüketmelerine yol açacaktır. Zira orman gazetesi hergün cinayet haberlerini, toplumsal histeri nöbetlerini, yöneticilerin kirli çamaşırlarını, doğanın katledilişini, insanın insana ettiklerini yazıp duracaktır...

Günümüzde de kimi insanlar/ülkeler demokrasi adına, özgürlük adına fethetme, yok etme ya da kendine benzetme arzusunu hala bastırabilmiş değil. İktidarların en büyüğüne sahip olma adına Ego'sunu doruklarda tutmayı da başarıyor. Üstelik de yalnızca kendi söylediklerini dinleyecek kadar da Eko'suna sahip. İnsan ilişkileri de farklı değil. Süperegosuna söz geçiremeyen ego, kaderine razı görünmekte. Bu tehlikeli bir teslimiyet aynı zamanda. Karşısındakine sözünü dinletmek için zor kullananların dünyasında, sesini duyuramayanlar ya yok olmaya mahkumdur ya da sessiz çığlıklarını farklı dışavurumlarla ifade etmeye. Başkalarının hayatlarını canlı canlı izlemeye duyulan merakın giderek artmasının (BBG, Popstar vb.) başka bir açıklaması olmasa gerek.

Kendi eliyle yok ettiği doğanın verdiklerini cömertçe harcayan, hızla modernleşen hatta postmodernleşen ve egosuna bir türlü söz geçiremeyen insan, şimdi kendi yapıp ettikleriyle kendine yetmez hale geldi. Üstelik patlama noktasına geldiğinde etrafa saçılacağı tek bir boşluk bile yok!
Ana Sayfa | Edebiyat | Felsefe | Fotoğraf | Müzik | Politika | Sinema | Tarih | Diğer | Plastik Sanatlar

© Sitedeki metinlerin tüm hakları ve sorumlulukları yazarlarına aittir.
http://kirpi.fisek.com.tr